Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

iSRA VE MiRAC OLAYI

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa -> DiNi BiLGiLER
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:27:01    Mesaj konusu: iSRA VE MiRAC OLAYI Alıntıyla Cevap Gönder

iSRA VE MiRAC OLAYI

Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) şöyle buyuruyor: "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsra, 17/1)

Kâsımi (rh. a.) şöyle demiştir: "Bu âyet isrâ olayının kesin olduğuna delâlet etmektedir. Bu ise, Resulullah (s.a.s)'ın gece vakti Mescidi Aksa'ya kadar yürütülmesidir. Göklere yükseltilmesi olayına ise bu âyet delâlet etmemektedir. Ancak bazıları Necm suresinin ilk âyetlerini bu olaya delil saymaktadırlar." Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), Necm suresinde şöyle buyuruyor: "Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu'l-Munteha'nın yanında. Barınma (Me'va) cenneti onun yanındadır. O zaman (o gördüğünde) Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü." (Necm, 53/12-18. Müfessirlerin bildirdiğine göre bu âyetlerde sözü edilen olay da mirac olayıdır.

Kadı Iyaz da şöyle demiştir: "Selefin ve genelde Müslümanların çoğunluğu isrâ olayının bedenle birlikte ve uyanıklık halinde olduğu görüşünü tercih etmişlerdir. Gerçek olan da budur." Kadı Iyaz yine şöyle diyor: "Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın izniyle isrâ, bütün olay boyunca hem beden hem de ruhla olmuştur. Ayet, sahih rivayetler ve muteber görüşler buna delalet etmektedir. Zâhir ve gerçek anlamın alınması imkânsız olmadığı sürece bu anlam bırakılarak te'vil yoluna gidilmez. Burada da eğer olay uyku halinde gerçekleşmiş olsaydı (Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)): "Kulunu" demez, bunun yerine: "Kulunun ruhunu" derdi. Ayrıca Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) bir âyetinde de şöyle buyuruyor: "Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da." (Necm, 53/17) Üstelik eğer olay uyku halinde gerçekleşmiş olsaydı bir mucize ve ilâhi bir âyet olmazdı. Çünkü böyle bir şeyi kâfirler inkâr etmez ve yalanlamazlardı. İslâm'a girmiş olanlardan da inançları zayıf olanlar bundan dolayı tereddüde düşmez ve dinden dönmezlerdi. Çünkü bu tür olayların rüyada gerçekleşmesi inkâr edilmez. Bütün bu sayılanlar onların, söz konusu olayın Resulullah (s.a.s)'ın bedeniyle birlikte ve uyanıklık halinde gerçekleştiği haberini almaları üzerine olmuştur."

Burada Müslim'in isrâ ve mirac olayıyla ilgili rivâyetini verelim. Çünkü onun verdiği rivâyet Buhari'nin rivayetinden daha kapsamlıdır. Müslim'in rivâyetinde hem isrâ hem de mirac olayından söz edilmekte, Buhari'nin rivâyetinde ise sadece mirac olayı anlatılmaktadır.

Enes ibnu Mâlik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Bana Burak getirildi. -Ki o eşekten büyük katırdan küçük, tırnağını gözünün görüş mesafesinin sonuna basan (yani o derece hızlı giden) bir hayvandır.- Ben ona bindim. Mescidi Aksa'ya geldim. Onu (bineği) peygamberlerin bineklerini bağladıkları halkaya bağladım. Sonra Mescid'e girdim ve orada iki rek'at namaz kıldım. Sonra çıktım. Cibril içinde şarap bulunan bir kapla, süt bulunan bir kap getirdi. Ben içinde süt olanı seçtim." Bunun üzerine Cibril (a.s.) Hz.Peygamber(S.A.V.) (s.a.s.)'e: "Fıtrata uygun olanı seçtin" dedi. (Resulullah (s.a.s) sonra sözüne şöyle devam etti): "Sonra biz göğe yükseltildik. Cibril kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada Adem (a.s.) ile karşılaştım. Beni kucakladı ve benim için hayır dua etti. Sonra biz ikinci göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada iki teyze oğluyla, Meryem oğlu İsâ ve Zekeriya oğlu Yahya ile karşılaştım. Beni kucakladı ve benim için hayır dua ettiler. Sonra üçüncü göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada Yusuf ile karşılaştım. Gerçekten ona güzelliğin yarısı verilmişti. Beni kucakladı ve benim için hayır dua etti. Sonra dördüncü göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada İdris ile karşılaştım. Beni kucakladı ve benim için hayır dua etti. Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) da şöyle buyurmuştur: "Biz onu (İdris'i) yüce bir yere yükselttik." (Meryem, 19/57) Sonra beşinci göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada Harun ile karşılaştım. Beni kucakladı ve benim için hayır dua etti. Sonra altıncı göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada Musa ile karşılaştım. Beni kucakladı ve benim için hayır dua etti. Sonra yedinci göğe yükseltildik. Cibril (a.s.) kapının açılmasını istedi. "Sen kimsin?" diye soruldu. "Cibril" dedi. "Beraberinde kim var?" denildi. "Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" cevabını verdi. "Ona elçilik görevi verildi mi?" diye soruldu. "Ona elçilik görevi verildi" dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı. Orada İbrâhim ile karşılaştım. Sırtını Beyti Ma'mur'a dayamış bulunuyordu. Onun yanına her gün yetmiş bin melek giriyor ve bir daha da yanına dönmüyorlardı. Sonra ben Sidretu'l-Muntehâ'ya götürüldüm. Onun (yani Sidretu'l-Muntehâ denilen ağacın) yaprakları tıpkı filin kulakları gibiydi. Meyveleri de tıpkı büyük testiler gibiydi. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın emri onu kuşatınca değişti. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın yaratıklarından hiç kimse onun güzelliğini anlatamaz. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) bana vahy ettiğini etti ve üzerime her gün ve gecede elli (vakit) namazı farz kıldı. Musa (s.a.s.)'nın yanına indim. "Rabbin ümmetine neyi farz kıldı?" diye sordu. "Elli namaz" dedim. "Rabbine dön. Onu hafifletmesini iste. Senin ümmetin buna güç yetiremez. Ben İsrail oğullarını imtihan ettim ve denemeden geçirdim" dedi. Bunun üzerine Rabbime döndüm ve: "Ey Rabbim! Ümmetime farz kıldığını hafiflet" dedim. Benim için beş vakiti kaldırdı. Ardından tekrar Musa (a.s.)'nın yanına döndüm ve: "Benim için beş vakiti kaldırdı" dedim. O tekrar: "Senin ümmetin buna güç yetiremez. Rabbine dön. Onu hafifletmesini iste" dedi. Bu şekilde Rabbimle Musa (a.s.) arasında gidip gelmeye devam ettim. En sonunda (Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)) şöyle buyurdu: "Ey Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)! Bu (farz kılınan) her gün ve gecede beş (vakit) namazdır. Her namaz için beş katı (ecir) verilecek. Bu da elli namaz eder. Kim bir iyilik yapmayı düşünür de yapamazsa onun için bir iyilik yazarım. Eğer yaparsa onun için on (iyilik) yazarım. Kim bir kötülük düşünür de yapmazsa onun için bir şey yazılmaz. Eğer yaparsa o zaman sadece bir kötülük yazılır." Sonra tekrar Musa (a.s.)'nın yanına döndüm ve durumu kendisine bildirdim. O yine: "Rabbine dön. Onu hafifletmesini iste" dedi." Ardından Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Rabbime döndüm ancak kendisinden (böyle bir istekte bulunmaktan) utandım."

İbnu'l-Kayyim (rh. a.) şöyle demiştir: "Sahabiler, Resulullah (s.a.s)'ın o gece Rabbini görüp görmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. İbnu Abbas (r.a.)'tan sahih olarak nakledilen bir rivayete göre Rabbini görmüştür. Yine ondan sahih olarak nakledilen bir başka rivayete göre ise kalben görmüştür."

Hz. Aişe (r.a.) ve Abdullah ibnu Mes'ud (r.a.)'dan sahih olarak nakledilen rivayetlere göre ise onlar bunu kabul etmemişlerdir. (Onların dediğine göre) Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın: "And olsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu'l-Munteha'nın yanında." (Necm, 53/13) sözünde kastedilen Cibril'dir.

Ebu Zer (r.a.)'den sahih olarak rivayet edildiğine göre o, Resulullah (s.a.s)'a: "Rabbini gördün mü?" diye sordu. O da şöyle buyurdu: "Nur vardı. O'nu nasıl görürdüm." Yani benim O'nu görmemi nur engelledi. Nitekim bir hadis metninde de: "Bir nur gördüm" denmektedir. Osman ibnu Sa'id ed-Darimi'nin rivayet ettiğine göre de sahabiler Resulullah (s.a.s)'ın O'nu görmediği konusunda görüş birliğine varmışlardır.

İbnu'l-Kayyim şöyle demiştir: "Sabah olunca Resulullah (s.a.s), olanları, Rabbinin büyük âyetlerinden gördüklerini kavmine anlattı. Bunun üzerine onlar kendisini daha çok yalanlamaya, daha çok eziyet etmeye ve daha fazla sıkıştırmaya başladılar. Kendilerine Mescidi Aksa'yı anlatmasını istediler. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) da onun görüntüsünü karşısına getirdi ve açıktan görmeye başladı. Böylece Resulullah (s.a.s) onun üzerindeki işâretleri kendilerine haber vermeye başladı. Dolayısıyla onun bildirdiği hiçbir şeyi inkâr edemediler. İsrâ olayında gidiş ve dönüş esnasında karşılaştığı durumları, varış vaktini, o sırada gelen devenin durumunu kendilerine haber verdi. Gerçekten de olaylar aynen onun anlattığı gibi gerçekleşmişti. Ama bu durum sadece onların nefretlerini artırdı ve zâlimler küfürden başka bir şeyi kabul etmeye yanaşmadılar."

İsrâ ve mirac olayı Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın sevgili peygamberine bir mükâfatı ve ilâhi bir mucizesidir. Resulullah (s.a.s.) Mekke'de insanlara hakkı tebliğ etmesinden dolayı müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmış, Ebu Tâlib Vadisi'nde ablukaya alınmış, üç yıl süren bu abluka dolayısıyla açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından amcası Ebu Tâlib'i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü'minlerin annesi Hz. Hatice (r.a.)'yı kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştü. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra dost dostunu mükâfatlandırdı ve onu kendi katına yükseltti. Onu kendisine yaklaştırdı. Üzerine, çektiği bütün sıkıntıları, içine düştüğü üzüntüleri, zorlukları ve yorgunlukları, hatta kendisine vahyedilenleri tebliğ ederken ve davetini yayarken karşılaşabileceği zorlukları unutturacak hoşnutluk hulleleri giydirdi.

Son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'in isrâ ve mirac gecesinde karşılaştığı manzaralar, gördüğü âyetler ve kendisine karşı yapılan muamele onun Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında ne büyük bir değere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu itibarla isrâ ve mirac olayı çok değişik boyutları olan büyük bir mucizedir ve bu mucize peygamberler içinde sadece son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'e özeldir.

Bütün her şeyi maddi alemin kanunlarına göre izah etmeye kalkışan ve Yüce Yaratıcı'nın her şeyin üstündeki ilâhi gücünü anlayamayan bazı kimseler mirac olayını kavramakta güçlük çekebilirler. Ama iman ferasetiyle ve hakka teslimiyetin kazandırdığı geniş görüşlülükle düşünebilenler için bu büyük mucizeyi kabul etmek zor değildir.

İsra ve Mirac Ruhu
Büyük düşünür ve ilim adamı Seyyid Kutub mirac olayı hakkında şunları söylüyor: "İlâhi gücün ve peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu biraz idrâk edebilenler bu olayda bir gariplik görmezler. İnsanoğlunun sahip olduğu güç sınırlıdır... Ama insanoğlu için zor, kolay veya imkânsız görünen şeylerin hepsi ilâhi gücün önünde eşittir. Hepsi aynı kolaylıkla gerçekleştirilir."

İnsanın miracı anlayabilmesi için önce kendi nefsinde imâni bir yükselişi gerçekleştirmesi gerekir. Bunu gerçekleştirdiği zaman elde edeceği feraset ve basiret onun kâinata bakarak ilâhi gücü anlamasına ve bu güce sahip olan yüce yaratıcının vahiyle desteklediği bir insanın asla yalan söyleyemeyeceğini kavramasına yardımcı olur. Bakın Hz. Ebu Bekir (r.a.) kendisine Resulullah (s.a.s.)'ın bir önceki gece göklere yükseltildiğini söylediği haber verilince ne diyor: "Bunu eğer o haber veriyorsa elbette doğrudur. Sizin hayret ettiğiniz de bir şey mi? Gündüzün veya gecenin bir anı içinde tâ göklerden kendisine vahiy geldiğini bana haber veriyor da ben yine inanıyorum. Tereddüt etmiyorum."

Evet. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Resulullah (s.a.s.)'in vahiy ve mirac konusunda bildirdiklerinin doğruluğundan şüphe etmiyordu. Çünkü o kendi nefsinde imân miracını gerçekleştirmişti. Kendi nefsinde iman miracı gerçekleştirenin önünden artık şüphe ve tereddüt engeli kalkıyor. Ama nefsinde bu miracı gerçekleştiremeyen kimsenin zihni madde dünyasına takılı kalacağından aynı teslimiyeti, aynı feraseti gösteremeyecektir.

Müslümanın isra ve mirac olayından çıkaracağı pek çok ibret vardır. Her şeyden önce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Resulü (s.a.s.) kendisine gösterilen gerçekleri: "Acaba insanlar akla yatkın bulurlar mı? Kabul ederler mi?" gibi tereddütlere kapılarak insanlara açıklamazlık etmemiştir. Miraca yükseltildiği gecenin sabahında başından geçenleri insanlara anlatmıştır. İnsanlar akla yatkın bulsalar da bulmasalar da gerçek her zaman gerçektir. Eğer bilinmesi gerekiyorsa, bir sır değilse ve açıklanması maslahata aykırı değilse mutlaka açıklanmalıdır.

Mirac kelime olarak "yükselme, yücelme" anlamına gelir. Mü'minin de imanıyla yücelmesi, yüksek mertebelere ulaşması onun için bir miracdır. İslâm'ın insana kazandırdığı ahlâki ve imâni değerlerle donanmak, İslâm'ın güzelliklerini kendinde toplayabilmek mü'min için bir miracdır.

Miracla ilgili hadisi şerifte Cebrail (a.s.)'ın Resulullah (s.a.s.)'a gelerek yolculuk öncesinde onun göğsünü yarıp kalbini çıkardığı ve onu iman ve hikmetle yıkadığı bildirilmektedir. Demek ki miraca önce kalple hazırlanmak gerekiyor. Yüce makamlara ulaşmak isteyen bir mü'minin de kalbini iman ve hikmet sırlarına aykırı kirlerden arındırması, temizlemesi gerekir. Özellikle değişik sapık ideolojilerin her tarafı kuşattığı günümüzde kalbimizi bu sapık ideolojilerin ve fikri saplantıların kirlerinden temizlemeden gerçek anlamda bir yükseliş gerçekleştirmemiz mümkün değildir.

O halde hayatımızda bir mirac yolculuğuna başlamak istiyorsak önce göğsümüzü yarıp kalbimizi çıkarmalı ve onu iman ve hikmet nurlarıyla yıkamalıyız. Ama iş bununla bitmiyor. Çünkü yolculuk bundan sonra başlıyor. Mü'min İslâm'ın güzelliklerinden birini hayatına geçirdiğinde bu kutlu mirac yolculuğunda bir adım atmış, bir derece yükselmiş olur. Bu yolculukta "iki günü birbirine eşit olan zarardadır" ilkesine göre hareket ederek sürekli yücelmek, sürekli ilerlemek gerekiyor.

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Resulü (s.a.s.) bir hadisi şerifinde: "Namaz mü'minin miracıdır" diye buyuruyor. Ancak namazın gerçekten bir mirac olabilmesi için mü'minin adeta Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmesi gerekir. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bu hususa da bir başka hadisi şerifinde şöyle işaret ediyor: "İhsân, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a adeta O'nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen her ne kadar O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." İşte bu ruh ve hisle kılınan namaz gerçekten mü'min için bir mirac olur. O zaman mü'min günde beş kere miraca yani Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın katına yükselme mutluluğuna erişir. Günde beş kere miraca yükselebilen mü'minden de iyilikten başka bir şey beklenmez.

Kendi hayatlarında mirac gerçekleştirebilenler, isra ve mirac ruhunu bir hayat şuuru edinebilenler "iman kardeşliği"nin getirdiği sorumluluğun da farkındadırlar. Çünkü onlar hayatlarındaki mirac yolculuğu esnasında Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Resulü (s.a.s.)'in: "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır" meâlindeki hadisi şerifinde ortaya konan prensibi de gönüllerine nakşetmişlerdir.

İsra ve mirac ruhuyla yücelebilenlerin isra ve mirac topraklarına karşı sorumluluklarını da unutmamaları gerekir. Bugün isra ve mirac toprakları, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Resulü (s.a.s.)'in miracına şahitlik eden kutsal Mescidi Aksa siyonist zalimlerin işgali altındayken gönlüne mirac şuurunu yerleştirebilenlerin kendilerini rahat hissetmeleri mümkün değildir.

Mirac Gecesinde Mirac Topraklarını da Analım
Mirac olayı Resulullah (s.a.s.)'ın Kur'an-ı Kerim'den sonra en büyük mucizesidir. Mirac aynı zamanda Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın son peygamberi Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (a.s.)'e özel bir lütfu ve ihsanıdır. Resulullah (a.s.)'ın böyle bir lütfa mazhar olması onun Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında ne kadar büyük bir dereceye sahip olduğunu göstermektedir.

Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), isra ve mirac olayıyla ilgili âyeti kerimesinde Mescidi Aksa'dan: "Çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa" diye söz ederek bu mescidin kendi katındaki fazilet ve kudsiyetine işaret etmektedir. Bu ifade aynı zamanda onun etrafındaki toprakların kutsallığını, oraların Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) tarafından mübarek kılınmış topraklar olduğunu göstermektedir. Evet Müslümanların ilk kıblesi ve haram mescidlerin üçüncüsü olan Mescidi Aksa'yı bağrında barındıran bu topraklar Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) tarafından mübârek kılınmıştır. Çünkü bu kutsal topraklar peygamberlerin yurtlarıdır. Buralarda onlara vahiy inmiştir. Hepsinden de önemlisi bu topraklar son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'e özel isrâ ve mirac mucizesine şâhid olmuştur.

Ama ne yazık ki bu topraklar bugün hâlâ siyonizmin işgali altındadır. Bu topraklar ve bu toprakların bağrında barındırdığı kutsal Mescidi Aksa hâlâ siyonist zalimlerin esiridir. Esaret altındaki kutsal Mescidi Aksa siyonist işgalciler tarafından sürekli rahatsız edilmekten, sürekli işkenceye maruz bırakılmaktan dolayı ağlıyor.

Mescidi Aksa, etrafında suçsuz günâhsız çocukların, kundaktaki bebeklerin öldürüldüğüne, masum ailelerin evlerinin yıkıldığına, Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın insanlık için seçmiş olduğu yüce İslâm dinine mensup olanların ibadetlerini gönül rahatlığı içinde yerine getiremediklerine şahit olmak zorunda kalmasına ağlıyor.

İsrâ ve mirac olayının yıldönümü olan mübârek mirac gecesini ihyâ ederken Mescidi Aksâ'nın sesine de kulak verelim. Bu mübarek gecede o mübârek mabedin ızdırabını da analım. Bu mübârek gecede, o kutsal mabedi siyonist zâlimlere karşı savunan, onu yıkarak yerine Süleymân heykeli dikmeye uğraşan yahudi fanatiklerin karşısında her türlü fedakârlığı göze alarak mücadele eden insanların seslerine de kulak verelim. İsrâ ve mirac gecesinde, isrâ ve mirac topraklarının mazlum, mağdur insanlarını da düşünelim. Bu mübarek mirac gecesi o insanların davalarına tam bir ciddiyet ve samimiyetle sahip çıkmanın başlangıç gecesi olsun.

Miracla İlgili Hutbe Metni
Cami ve mescidlerde görevli kardeşlerimizin mirac kandili münasebetiyle verecekleri hutbelerde mirac topraklarının davasını da gündeme getirme arzusunda olacakları düşüncesiyle kendilerine bu konuda yardımcı olmak için bir hutbe metni hazırladık. Kardeşlerimizden dileyenler bu hutbe metnini aynen kullanabilir, dileyenler de eklemek istedikleri bilgilerle zenginleştirerek verebilirler.

"Değerli Müslümanlar!

Mirac olayı Resulullah (s.a.s.)'ın Kur'an-ı Kerim'den sonra en büyük mucizesidir. Mirac aynı zamanda Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın son peygamberi Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (a.s.)'e özel bir lütfu ve ihsanıdır. Resulullah (a.s.)'ın böyle bir lütfa mazhar olması onun Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında ne kadar büyük bir dereceye sahip olduğunu göstermektedir. Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), Kur'an-ı Kerim'inde bu olaydan şu şekilde söz ediyor: "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermemiz için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsra, 17/1) Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), Necm suresinde de şöyle buyuruyor: "Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu'l-Munteha'nın yanında. Barınma (Me'va) cenneti onun yanındadır. O zaman (o gördüğünde) Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da. Andolsun ki o Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü." (Necm, 53/12-18. Müfessirlerin bildirdiğine göre bu ayetlerde sözü edilen olay da mirac olayıdır.

İsra ve mirac olayı Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın sevgili peygamberine bir mükafatı ve ilahi bir mucizesidir. Resulullah (s.a.s.) Mekke'de insanlara hakkı tebliğ etmesinden dolayı müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmış, Ebu Talib Vadisi'nde ablukaya alınmış, üç yıl süren bu abluka dolayısıyla açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından amcası Ebu Talib'i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü'minlerin annesi Hz. Hatice (r.a.)'yı kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştü. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra dost dostunu mükafatlandırdı ve onu kendi katına yükseltti. Onu kendisine yaklaştırdı. Üzerine, çektiği bütün sıkıntıları içine düştüğü üzüntüleri, zorlukları ve yorgunlukları, hatta kendisine vahyedilenleri tebliğ ederken ve davetini yayarken karşılaşabileceği zorlukları unutturacak hoşnutluk hulleleri giydirdi.

Son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'in isra ve mirac gecesinde karşılaştığı manzaralar, gördüğü ayetler ve kendisine karşı yapılan muamele onun Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında ne büyük bir değere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu itibarla isra ve mirac olayı çok değişik boyutları olan büyük bir mucizedir ve bu mucize peygamberler içinde sadece son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'e özeldir.

Bütün her şeyi maddi alemin kanunlarına göre izah etmeye kalkışan ve Yüce Yaratıcı'nın her şeyin üstündeki ilahi gücünü anlayamayan bazı kimseler mirac olayını kavramakta güçlük çekebilirler. Ama iman ferasetiyle ve hakka teslimiyetin kazandırdığı geniş görüşlülükle düşünebilenler için bu büyük mucizeyi kabul etmek zor değildir.

Değerli Müslümanlar!

Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), isra ve mirac olayıyla ilgili ayeti kerimesinde Mescidi Aksa'dan: "Çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa" diye söz ederek bu mescidin kendi katındaki fazilet ve kudsiyetine işaret etmektedir. Bu ifade aynı zamanda onun etrafındaki toprakların kutsallığını, oraların Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) tarafından mübarek kılınmış topraklar olduğunu göstermektedir. Evet, Müslümanların ilk kıblesi ve haram mescidlerin üçüncüsü olan Mescidi Aksa'yı bağrında barındıran bu topraklar Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) tarafından mübarek kılınmıştır. Çünkü bu kutsal topraklar peygamberlerin yurtlarıdır. Buralarda onlara vahiy inmiştir. Hepsinden de önemlisi bu topraklar son Hz.Peygamber(S.A.V.) Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'e özel isra ve mirac mucizesine şahid olmuştur.

Ama ne yazık ki bu topraklar bugün hala siyonizmin işgali altındadır. Bu topraklar ve bu toprakların bağrında barındırdığı kutsal Mescidi Aksa hala siyonist zalimlerin esiridir. Esaret altındaki kutsal Mescidi Aksa siyonist işgalciler tarafından sürekli rahatsız edilmekten, sürekli işkenceye maruz bırakılmaktan dolayı ağlıyor.

Mescidi Aksa, etrafında suçsuz günahsız çocukların kollarının kırıldığına, masum ailelerin evlerinin yıkıldığına, Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın insanlık için seçmiş olduğu yüce İslam dinine mensup olanların ibadetlerini gönül rahatlığı içinde yerine getiremediklerine şahit olmak zorunda kalmasına ağlıyor.

İsra ve mirac olayının yıldönümü olan mübarek mirac gecesini ihya ederken Mescidi Aksa'nın sesine de kulak verelim. Bu mübarek gecede o mübarek mabedin ızdırabını da analım. Bu mübarek gecede, o kutsal mabedi siyonist zalimlere karşı savunan; Mescidi Aksa'yı yıkıp yerine Siyon mabedi dikme çabasındaki yahudi fanatikler karşısında her türlü fedakarlığı göze alarak mücadele eden insanların seslerine de kulak verelim. İsra ve mirac gecesinde, isra ve mirac topraklarının mazlum, mağdur insanlarını da düşünelim. Bu mübarek mirac gecesi o insanların davalarına tam bir ciddiyet ve samimiyetle sahip çıkmanın başlangıç gecesi olsun.

Bu duygularla hepinizin mirac kandilini gönülden kutluyor, Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın geleceğimizi aydınlık kılmasını diliyorum."

Mirac Topraklarının Yeniden İslami Kimliğine Kavuşması İçin Çalışmak Bütün Müslümanların Görevidir
"Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir." (İsra, 17/1)

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın izniyle yeni bir mirac gecesini idrak ediyoruz. Bilindiği üzere mirac Resulullah (s.a.s.)'ın Kur'an-ı Kerim'den sonra en büyük mucizesi ve Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın ona özel bir lütfudur. Ancak Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) (a.s.)'in Mekke'den, önce etrafı mübarek kılınan Mescidi Aksa'ya getirilip oradan göklere yükseltilmesinde büyük ibretler ve hikmetler vardır. Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), bu olaya işaret eden (yukarıdaki) ayeti kerimede bunun hikmetini "kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için..." şeklinde açıklıyor. Bu da orada birtakım ilahi ayetlerin ve Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'tan vahiy alan peygamberlerin geriye bıraktıkları kutsal bir mirasın bulunduğunu gösterir. Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) kulu Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.s.)'e söz konusu ilahi ayetleri ve kutsal mirası göstermek için onu önce Mescidi Aksa'ya getirtti, sonra da oradan göklere yükseltti. Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), o ilahi ayetlerin bulunduğu Mescidi Aksa'dan "çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa" diye söz ederek onu bağrında barındıran toprakların da önemine işaret etmektedir.

Ancak ne yazık ki o kutsal mekanlar bugün Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın haklarında: "İnsanların içinde iman edenlere düşmanlıkta en katı olanların yahudilerle müşrikler olduğunu görürsün." (Maide, 5/82) diye buyurduğu siyonistlerin işgali altındadır. Müslümanlar olarak isra ve mirac gecesini kutlarken, bu mübarek geceyi ihya ederken bu gerçeği de aklımıza getirmeli ve oraların işgalden kurtarılarak yeniden İslami kimliğine kavuşturulmasının bütün Müslümanların görevi olduğunu düşünmeliyiz. Mescidi Aksa davasının sadece Filistinlilerin veya Arapların değil bütün Müslümanların davası olduğunu bilmeliyiz. Bu açıdan Müslüman kitlelerin Mescidi Aksa davasına sahip çıkmalarına önayak olabilecek kişi ve kuruluşların mirac gecesi dolayısıyla bu konuyu da gündeme getirmeleri bir zorunluluktur.

Bu vesileyle bütün Müslüman kardeşlerimizin mirac gecelerini tebrik ediyor, İslam ümmetinin birliğine ve uyanışına vesile olmasını diliyoruz.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:28:15    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Soru:

Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimiz Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlâ'yı miracda gördü mü, gördü ise bu nasıl bir görmedir, Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz ile Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâla arasında bir perde olduğu bu perde aradan kalkınca Peygamberimizin Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlayı gördüğü ve dayanamayıp bayıldığı, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâla ile konuştuğu, hatta Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâla'nn Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimize Hazreti Ebubekir'in sesi ile hitab ettiği, Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimize namazın farz olanı elli rekat olarak bildirildikten sonra Hazreti Musa (aleyhisselâm) ile olan konuşması ve namazın beş vakte indirilmesi hususunda Peygamberimizin Hazreti Musa (aleyhisselâm) ile Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâla arasında gidip gelmeler sonunda namazın beş vakte indirildiği anlatılmakta. Biz Mirac bahsinde Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâla'yı nasıl tenzih etmemiz lazım ve bu anlatılanları nasıl anlamalı ve nasıl iman etmeliyiz?

Cevap:
Rahmet Peygamberi'nin (s.a.) miracı eşsiz bir mucizedir; mucize olduğu için de insanların bilgi araçları ile bilmeleri, tecrübe etmeleri mümkün olmayan tarafları vardır. Miracın ruh ve beden beraberliği içinde mi yoksa yalnızca ruh ile mi, rüyada mı uyanık iken mi, bir kere mi birden fazla mı olduğu, miracda Resûlullah'ın Rabbini görüp görmediği gibi konular eskiden tartışıldığı gibi bugün de zaman zaman tartışma konusu olmaktadır. Bu sebeple yukarıdaki soruya, üç arkadaşımla beraber hazırladığımız ve yakında Diyanet İşleri tarafından basılacak olan Kur'an Yolu isimli tefsirimizden de geniş alıntılar yaparak uzunca bir cevap vermek istiyorum.
Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağanüstü olay İslâm kaynaklarında, âyet metnindeki ilgili fiilin mastarı olan ve "geceleyin yürüme, gece yolculuğu" anlamına gelen isrâ kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan göklere yükseltilme safhasının da dahil olduğu tamamı ise "yükselme, yukarı tırmanma" anlamındaki "urûc" kökünden türetilmiş olan ve "yükselme vasıtası, âleti" manasına gelen mi'râc kelimesiyle ifade edilmektedir. İsrâ suresinin ilk âyetinin meali şöyledir:
"Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir."

Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)'in Hz.Peygamber(S.A.V.) oluşuyla başlayan, putperestlerin müslümanlar üzerindeki baskıları, Hz.Peygamber(S.A.V.) ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı muhtemelen risâletin altıncı yılında başlayıp üç yıl süren ve büyük acılar getiren ekonomik ve sosyal boykota dönüştü. Bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla sevgili eşi Hz. Hatice ile amcası ve hamisi Ebû Talib'i kaybetti. Resûlullah'ın bu kayıplardan duyduğu büyük üzüntü sebebiyle bu yıla "hüzün yılı" denildi. İşte bu acılı olayların ardından Yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), bir bakıma sevgili Resûlünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mirac diye anılan büyük mucizevî olayı gerçekleştirdi.
Yukarıda mealini verdiğimiz, İsrâ sûresinin 1. âyeti ile Necm sûresinin ilk âyetleri mirac olayına işaret etmektedir; aynı konuda hadis mecmualarında da 45 kadar sahâbî vasıtasıyla bizzat Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı malumat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için miracın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir. Yaygın kabule göre mirac, peygamberliğin 12. veya 13. yılında (Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) Hamîdullah'a göre hicretin 9. yılında; bk. İslâm Peygamberi, İstanbul 1972, I, 92) vuku bulmuştur. Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle Buhârî'nin el-Câmiu's-sahîh'inde ("Salât", 8; "Bed'ü'l-halk", 6; "Mi'râc", 42; "Tevhid", 37) yer alan hadislere göre bir gece Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) Kâbe'nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühânî'nin evinde) "uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken" Cebrâil yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu göklere yükseltti (Başka bazı rivayetlere göre Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) önce Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya götürüldü). Semanın birinci katında Hz. Âdem, ikinci katında Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa, yedinci katında ise Hz. İbrahim ile görüştü. Kur'an'da "sidretü'l-müntehâ" (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre (bk. Şevkânî, V, 124) yaratılmışlarca bilinebilirlerin son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine Cebrâil'in geçme imkanı olmadığı için Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.), Refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevli meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir yoruma göre (bk. Şevkânî, V, 123) bir beşerin beşer olma özelliğini koruyarak Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a yaklaşabileceği son noktaya kadar O'na yaklaştı (Ancak -aşağıda açıklanacak- ağırlıklı yoruma göre buradaki birbirine yaklaşma Cebrail ile Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) arasında olmuştur; geniş bilgi için bk. Necm 53/8-9).
Kulun Rabbine selâm ve ihtiramını arzettiği, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın da Hz.Peygamber(S.A.V.)'ine selâmla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği "et-Tahiyyât" duasındaki diyalogun mirac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekandan münezzeh olan Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlâ ile Kur'an'ın "âlemlere rahmet" olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) arasında insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu buluşma sırasında Resûlullah'a, içlerinden günahkâr olanlar -eğer affedilmezlerse- bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresinin "Âmene'r-resûlü..." diye başlayan son iki âyeti verildi; İslâm'ın en temel ibadetlerinden beş vakit namaz emredildi. Bazı rivayetlere göre miracdan dönüş sırasında kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak insanların durumları gösterildi. Nihayet semâdan Kudüs'e indirildi, kendisini burada önceki peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar. En sonunda Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) Mekke'den ayrıldığı noktaya getirildi. Yine Buhârî'deki rivayetlerin birinin sonunda ("Tevhid", 37; Taberî, XV, 5) "Hz.Peygamber(S.A.V.) uyandı ki Mescid'i Haram'dadır" denilmektedir.
Söz konusu hadislerin baş kısmında miracın Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) "uyku ile uyanıklık arasında" bir durumdayken başladığı, uyandığında kendisini Mescid-i Haram'da bulduğu şeklindeki ifadeler dolayısıyla bu olayın bedenle gerçekleşen bir yolculuk mu olduğu, yoksa bunun bir tür rüyada vuku bulan ruhanî bir durum mu olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XV, 5; İbn Kesîr, V, 40-41). Biri uykuda diğeri uyanıkken olmak üzere iki miracdan bahsedildiği de olmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu miracı Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in hem bedeni hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak düşünmüşlerse de onun uykudayken veya uyanık olarak fakat sadece ruhen yaşanmış bir hadise olması da değerini ve önemini azaltmaz. Çünkü genel bir ilke olarak vahiy yollarından birinin de rüya olduğu kabul edilir. Nitekim bu sûrenin 60. âyetinde mirac olayı kastedilerek "sana gösterdiğimiz rüya..." şeklinde bir ifade yer almaktadır. Buradaki rüya kelimesinin uyanıkken görme anlamına gelebileceği gibi bundan uykuda görülen rüyanın kastedilmiş olabileceği de belirtilmektedir (meselâ bk. Taberî, XV, 110; İbn Âşûr, XV, 146). Ayrıca Hz. İbrahim de oğlu İsmail'i kurban etme emrini rüyasında almıştı (Sâffât 37/102). Ancak, mirac Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in tamamen mucizevî bir tecrübesi olduğundan onu illâ da aklın kalıpları içinde açıklamanın gerekli olmadığı muhakkaktır. Taberî'ye göre Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), kulunun ruhunu değil, mutlak bir ifadeyle kulunu geceleyin götürdüğünü ifade buyurduğuna göre "Hz.Peygamber(S.A.V.) sadece ruhuyla miraca çıkmıştır" diyerek âyetin anlamını sınırlamaya hakkımız yoktur (XV, 26).

"1-2- İndiği sırada yıldıza andolsun ki bu arkadaşınız ne sapıtmış ne de eğri yola gitmiştir. 3- Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır. 4- O, kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir. 5-7- Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü. 8- Sonra yaklaştıkça yaklaştı. 9- O kadar ki iki yay kadar hatta daha yakın oldu. 10- (Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)) kuluna ne vahyettiyse vahyetti. 11- Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı. 12- Şimdi siz şüpheye düşüp gördükleri hakkında onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz! 13-14- Andolsun ki onu bir başka iniş esnasında da Sidre-i Müntehâ'nın yanında gördü. 15- Ki onun yanında huzur içinde kalınacak cennet vardır. 16- O an Sidre'yi bürüyen bürümüştü. 17- Göz ne kaydı ne de hedefinden şaştı. 18- Hiç kuşkusuz o, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü görmüştü" (Necm: 1-1.
18. âyetteki "Hiç kuşkusuz o,... görmüştü" anlamındaki cümlede öznenin Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) olduğu açıktır; fakat onun neyi gördüğünü şu mânalardan biriyle açıklamak mümkündür: a) Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü, b) Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını, c) Rabbinin en büyük âyetlerini gördü. Bunlardan ilk mânayı tercih eden müfessirlerden bazıları bunu Cebrâil'i görmesi şeklinde açıklamışlar, bazıları da Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in Rabbini görmüş olması ihtimali üzerinde durarak bu konuyu geniş biçimde tartışmışlardır. İbn Abbas'tan meşhur olarak nakledilen rivayette Hz.Peygamber(S.A.V.)'in Rabbini gözüyle gördüğü belirtilirken, kendisine bu konuda soru sorulan Hz. Âişe bu ihtimali reddetmiştir. İbn Mes'ud ve Ebû Hüreyre'den meşhur olarak nakledilen rivayet de bu yöndedir. İslâm âlimleri de bu rivayetleri Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın zâtı, sıfatları ve görülmesine ilişkin âyet ve hadislerle birlikte değerlendirerek iki eğilimi de savunan açıklamalar yapmışlardır. Bazı âlimler de Hz.Peygamber(S.A.V.)'in Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ı gözüyle değil kalbiyle gördüğü, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın zâtının değil sıfatının tecelli ettiği gibi telifçi yorumlar ortaya koymuşlardır. Bu noktada unutulmaması gereken bir husus da, anlatılan oluş ve tecellilerin cennet gibi farklı bir âlemde, farklı varlık boyutunda, farklı şartlar içinde gerçekleştiğidir; cennette ise her müminin Rabbini göreceği bilinmektedir.
Büyük Tefsir alimi Elmalılı'nın, Necm suresinin tefsirinde miracla ilgili yorumları verirken ara ara kaydettiği ve önemli bulduğumuz kendi tercihiyle ilgili düşüncelerini şöyle toparlamak mümkündür: Resûlullah, Cebrâil'i Kur'an'ın her inen parçası esnasında, hangi sûrete girmişse öyle görüyordu. Gerçek sûretinde ise bir defa Miraç'tan önce gördü, o vakit Cebrâil Resûlullah'a inmişti. Bir kere de Miraç'tan inerken gördü, bunda Resûlullah Cebrâil'e doğru iniyordu ve Cebrâil Sidre-i Müntehâ'nın yanında onu karşılıyordu. Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) namaz konusunda birkaç defa inip çıkmış olduğundan 13. âyetteki "nezleten uhrâ" tamlamasını "son bir iniş" şeklinde düşünmek daha mânidar olur. Dolayısıyla ufukta istivâ etmeyi (doğrulmayı) Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in kendisine yapılan talim (öğretme) üzerine nübüvvet ilminde yükselip istikametini alması (en yüksek ufukta istivâ etmesi) şeklinde anlamak uygun olur. Cebrâil'in talimi üzerine Resûlullah en yüksek ufukta istivâ ile kalmamış, ondan sonra Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlâ'ya doğru yaklaşmıştır. Bu durumda 8. âyetteki yaklaşmanın Resûlullah hakkında olduğu, cezbe (çekme) mânası içeren "tedellâ" fiiliyle de onun cezbedilmesinin yani aşağıdan yukarı doğru çekilip çıkarılmasının kastedildiğini, dolayısıyla burada Mirac'a işaret bulunduğunu söyleyebiliriz. 9 ve 10. âyetlerden de şu mâna çıkmaktadır: Mirac'ta Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın has kulu olan arkadaşınız Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) o istivâdan sonra Rabbine öyle yaklaştı ki, her vâsıta ortadan kalktı yani Mirac'da Cebrâil dahi vâsıta olmaksızın Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlâ kuluna her ne vahyetti ise vahyetti. 18. âyetten, Resûlullah'ın, Cenab-ı Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın rububiyetini gösteren, mutlak egemenliği altındakilere ait hayretler uyandırıcı ve söz kalıpları içine sığmayacak nice delilleri veya en büyük delili gördüğü anlaşılmaktadır; şu halde bunun mahiyetini açıklamaya kalkmak bizim haddimiz değildir. Âyette "Rabbini gördü" denmeyip "Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü" buyurulduğuna göre bu ifadenin zâhirinden O'nun zâtını gördüğü anlamı çıkmaz. Bu konuyu açıklarken Râzî'nin kullandığı bir ifade bize başka bir mânayı düşündürdü: Rü'yet (görme) en büyük âyet olunca burada "kübrâ"yı ("en büyük"ü) rü'yet ile tefsir edebiliriz. Bunu da iki yönlü düşünmek mümkündür: a) Rabbinin âyetlerinden yani mucizelerinden en büyüğü olan rü'yet mucizesini gördü; âhirette ümmetinin göreceği gibi beni gördü demek olabilir. b) En büyük âyet olan rü'yetin hakikatini gördü demek olabilir. Çünkü En'âm 6/103 âyetinde geçtiği üzere "basar"ın (görmenin) künhünü ve dolayısıyla rü'yetin hakikatini Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) bilir. O halde rü'yetin hakikatini görmek, -bir kudsî hadiste yer alan "... artık onun kulağı, gözü ve kalbi ben olurum" ifadesiyle Enfâl 8/17 âyetinin mazmunu üzere- Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Teâlâ'nın Resûlullah'ta tecelli eden en büyük yakınlık âyet ve delillerinden olmuş olur. Bu yoruma göre âyet-i kübrâ (en büyük delil) hakikat-i Muhammediyye demektir. Biz de [Elmalılı], sözün akışı makam-ı Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)î'nin açıklanmasıyla ilgili olduğundan, en büyük âyetin hakikat-i Muhammediyye olduğu kanaatini taşıdığımızı belirtmek istiyoruz. Çünkü maksat hangisi olursa olsun, âyetlerin en büyüğü veya âyetlerden en büyüğünün onda tecelli etmiş bulunduğunda şüphe yoktur (VII, 4570, 4574, 4576, 4577, 4579-4580, 4582-4583,4586, 4588-4589).


Mirac olayını en sağlam kaynaklara dayanarak anlatan Hamîdullah Hoca'nın dediği (geniş açıklamasını kitabından okumak gerekir) şudur: "Benim acizane görüşüme göre miracın açıklanıp anlatılması, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın kullandığı aynı şekil tavsif ve anlatımlarla yapılması gerekir. Kur'an ve hadislerle verilen açıklamalara inanmak ve bunlarda, ahiret aleminin ele alındığı ve insan hayal gücünün hissedebileceği ve fakat ifade edemeyeceği konulardan bahsedildiği daima hatırlarda tutulmalıdır. Mühim olan bir insanın Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a doğru yücelişi, yükselişidir... bunun nasıllığı ve nerede cereyan ettiği değildir. Bu mucize tamamen ruhî-manevî alanda cereyan etmiş bir olaydır ve bu olayın da tasavvufî mânada olmak üzere açıklanıp ortaya konması icab eder, asla coğrafi ve turistik bir seyahat olarak değil." (s.133, par. 249). "Miracı maddeten ve fiilen bir yerden diğer bir yere gidiş, bir yolculuk olarak düşünmede ısrar eden evvelki ilim adamlarına hürmetimiz bakidir..." (s. 143, par.259).
Büyük mutasavvıf İmâm-ı Rabbânî miracı şöyle anlatıyor: "O'nun (s.a.) mirac gecesinde Rabbini görmesi, dünyada değil, âhirette vaki olmuştur. Çünkü O (s.a.), mirac gecesi mekan-zaman dairelerinin dışına çıkınca ve imkân âleminin darlığından kurtulunca ezel ve ebedi bir an olarak buldu, başlangıç ve sonu bir nokta olarak gördü..." (C. I, 283. mektup).
Süleyman Çelebi'nin eşsiz eseri Mevlid'inde okuyup dinlediğimiz mirac olayı, buraya kadar anlattıklarımızın, taklit edilemez güzellikte yapılmış bir özeti gibidir:
Bir fezâ oldu o demde rû-nümâ
Ne mekan var anda ne arz ü semâ (öyle bir âlem ki, orada yer, gök ve mekan yok)

Kim ne hâlîdir ne mâlî ol mahal (O yer ne dolu, ne de boş)
Akl u fikr emez o hali fehm ü hall... (Akıl bu hali anlayamaz ve çözemez)

Şeş cihetten ol münezzeh Zü'l-celal
Bî-kem ü keyf ana gösterdi cemal
(Altı yönden münezzeh celal sıfatlı Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ona, nicelik ve nitelikten öte bir lutufla cemalini gösterdi).
...
Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti
Âhirette öyle görür ümmeti

Bî-hurûf ü lafz u savt ol Padişâh
Mustafâ'ya söyledi bî-iştibâh
(Harf ve ses olmaksızın Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), Mustafâ'ya, şüphesiz olarak konuştu, söz söyledi).

Âhirette (cennette) Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) ümmeti de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ı görecek, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) miracda Peygamberi ile, bizim bilmediğimiz, madde ve maddi araçların arada olmadığı bir mahiyyete konuştu, işte bunun gibi yine bizim bildiğimiz ve anladığımız "görme"ye benzemeyen ve mahiyeti ondan farklı olan bir görme ile, dünyadan başka bir âlemde Rabbini de gördü. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ona bu kabiliyeti lütfettiği için bayılma filan da olmadı.
Mi'rac Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'e büyük bir ihsan, eşsiz bir armağandır; ümmetinin de bundan büyük bir nasibi vardır. Mi'rac gecesi Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'i, başta mirac olmak üzere genellikle mucizeleri, o gece armağan edilen namaz ibadetinin önemini, İsra sûresini ve orada geçen dini, ahlaki hükümleri anmak, anlatmak, temsil etmek elbette yararlıdır ve yapılmalıdır. Ancak gerek bunları ve gerekse başka meşru şeyleri yapmak "miraç gecesine mahsus" bir sünnet, Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.)'in örnek olarak yaptığı bir ibadet değildir; böyle anlaşılırsa dine ekleme (bid'at) yapılmış olur.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:29:08    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Mirac Gecesi
"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra :1)

Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) (s.a.v)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.


Hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere:
Hz. Hz.Peygamber(S.A.V.) (s.a.v) Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular.
Ebu Bekir;
"Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.
Onlar:
"Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.
O da:
"Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.
Kureyşliler içinde Beytü'l-Makdis'i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü'l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.
"Gerçi Beytül-Makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.
Sonra:
"Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.
Hz.Peygamber(S.A.V.) (s.a.v)
"Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu.
"Bu da diğer bir alâmettir" dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.
Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
"İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler".
Bunun üzerine:
"Bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla Seniyye'ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:
"Güneş doğdu!" diye haykırdı. Diğer birisi de:
"İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)'in) dediği gibi" dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:
"Bu apaçık bir büyüdür." dediler.

Bazıları göğe yükselmenin de "Burak" üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ'ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.


Ebu Sa'îd-i Hudrî'den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:
"Beytü'l-Mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona "Koruyucu melekler kapısı" denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.
Nitekim bu konuda
"Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" (Hicr, 15/17) buyurulmuştu.


Ve Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:
"Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.
"O kimdir?" denildi.
"Cibril" dedi.
"Yanındaki kim?" denildi.
"Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)" dedi.
"Öyle mi?
O Hz.Peygamber(S.A.V.) olarak gönderildi mi?" denildi.
O, "evet" dedi.
Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.


"Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:


Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
(Müddessir, 74/31)


ve buyurdu ki:


Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor.
"Ey Cibril! bu kim?" dedim.
"Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti
"Hoş geldin salih Hz.Peygamber(S.A.V.) ve salih evlad" dedi.
Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.
Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.
"Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi.
Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.
"Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim. O:
"Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler."
Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim...
Dedi ki:
"Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".
Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.
"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O:
"Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.
Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.
Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler.
Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, dedi. Nitekim yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh):


"Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur.
Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, dedi.
Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki:
"İnsanlar beni "Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. Bu ise Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her Hz.Peygamber(S.A.V.) ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "
Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı.
"Salih Hz.Peygamber(S.A.V.) ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine bana denildi ki:
"İşte senin yerin ve ümmetinin yeri."
Sonra Resulullah,


"Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Hz.Peygamber(S.A.V.) (Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)) ve ona iman edenlerdir. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) müminlerin yardımcısıdır." (Al-i İmran, 3/6 âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:


"Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.
"Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O:
"Şu rahmet nehri, şu da Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.


Namaz Emri

Sonra yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa'ya uğradım.
"Rabbin ne emretti?" dedi.
"Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim. O:
"Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi.
Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı.
Musa, yine:
"Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.
Ben:
"Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.
Bunun üzerine bana denildi ki:
"Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."

Alâî Tefsiri'nden Âlûsî'nin naklettiğine göre, Resulullah'ın İsra gecesi biniti beş tane idi. Birincisi Beytü'l-Makdis'e kadar Burak. İkincisi dünya göğüne kadar Mi'rac; üçüncüsü yedinci göğe kadar meleklerin kanatları; dördüncüsü Sidre-i Münteha'ya kadar Cibril'in kanadı; beşincisi Kâbe Kavseyn'e (Mirac gecesi iki yay arası kadar Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a yaklaşmasına) kadar Refref (manevî bir binek)



Farsça bir şiirde şöyle denilmiştir:

"Renk Onu, yani Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (s.a.v.)'i âyetlerimizden göstermemiz için geceleyin yürüttük. Bu şekilde Mirac, Peygambere âyet göstermekten ibaret değil, Peygamberin kendisini bir âyet olarak kâinata göstermek olmuştur. Gerçekten Necm Sûresi'nin inişi daha önce olduğuna göre, Hz.Peygamber(S.A.V.) hakkında;


"Andolsun, O, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü" (Necm, 53/1

anlamı daha önce gerçekleşmiştir. Ve o, kendisi Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın âyetlerinden en büyük bir âyettir. Ve İsrâ'nın hikmeti de ona göstermeden çok, onu göstermeye daha uygundur.

Muhakkak ki, ancak o, herşeyi işiten ve herşeyi görendir. Tefsircilerin çoğu, bu zamiri yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a işaret etmek üzere tefsir etmişler ve meâlini şöyle açıklamışlardır: O noksan sıfatlardan münezzeh zattır ki, ancak o, kulunun gizli ve açık bütün hallerini gerçek anlamda gören ve haberdar olan ve bundan dolayı, bu yüksek makama ehil ve layık olduğunu bilendir. Onun için bu makamı ona tahsis etmiş ve ona bu şekilde ikramda bulunmuştur. Bu şekilde âyet, gıyabdan (üçüncü şahıstan) birinci şahısa iltifat (çevirme) ile başlamış ve birinci şahıstan üçüncü şahısa iltifat ile son bulmuş olur. Aynı zamanda kâfirlere karşı bir tehdid mânâsını da gerektirir. Ebu'l-Bekâ'nın naklettiğine göre, bazı tefsirciler de zamirin Peygambere işaret ettiğini söylemiş ve âyetin meâlinde demiştir ki: "Gerçekten sözümüzü işiten ve zatımızı gören yalnız o kuldur". Bu şekilde üçüncü şahısa iltifat yoktur. Ve âyet, zahirine göre yorumlanmıştır. Ancak "zatımızı gören" diye tefsir etmek için açık bir ipucu yoktur. "O gösterdiğimiz âyetleri gören" demek daha açıktır. Bununla birlikte Tıybî demiştir ki: "Zamirin böyle iki ayrı yoruma muhtemel olarak gelmesinin sırrı, Hz. Peygamberin yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ı görmesi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın sözünü işitmesi ve ancak, "Benim yardımımla işitir ve benim yardımımla görür." Hadisi şerifin mânâsı üzere olduğuna işaret olsa gerektir.

Mirac olayının gerçekleştiği gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.


--------------------------------------------------------------------------------
Geceyi İhya Etmek İçin

--------------------------------------------------------------------------------
Yatsı namazından sonra 12 rek'at "Hacet namazı" kılınır.
Beher rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namaza niyet:
"Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber."
Namazdan sonra:
4 Fâtiha-i şerîfe,
100 defa:
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
100 İstiğfâr-ı şerîf,
100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.
Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100'er adet okunursa veya bu namaz 100 rek'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü'min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.
Mi'rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır.
Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:29:58    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Mirac mucizesi
Sual: Âyet ve hadisle bildirildiği halde, Mirac mucizesini inkâr eden olmuş mudur?
CEVAP
Bazı bid’at ehli, Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin bir anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememiş, inkâr etmiştir. Bir kısım akılsızlar da, hâşâ, “Miracı kabul etmek, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’a mekan ittihaz etmek olur” diyerek Miracı inkâr ediyor. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ın mekanı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı görecektir. Cennet de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın mekanı değildir. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ mekandan münezzehtir.

Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile Miracın hak olduğunu bildiriyorlar.

Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki:
İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, kudret ve azametinden nice harika olaylardan bazılarını göstermek için, Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır.
Yine buyuruldu ki:
(Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.) [İsra 60]
[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hz. Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.

Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)

Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder.

Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Birkaçı şöyle:
(İsra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın on, ödünç vermenin sevabı onsekiz mislidir” yazılmış olduğunu gördüm.) [Beyheki]

(İsra gecesi her gökte, Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)ün Resulullah ve arkasından Ebu Bekri Sıddık yazılı olduğunu gördüm.) [Ebu Nuaym]

(İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. “Bu kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Dünyada iken Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır” dedi.) [İ. Ebiddünya]

(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed]

(Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]

(Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum. "İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır" dendi.) [Buhari, Müslim]

(Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm.) [Tirmizi]

(Mirac gecesi, ekin ekip bir günde biçen bir topluluk gördüm. Biçtiği mahsul yeniden eski haline dönüyordu. “Bunlar kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) yolunda cihad edenlerdir. Bunların bir iyiliğine yedi yüz misli sevap verilir. Harcadıklarının yerine yenisi verilir” dedi.) [Bezzar]

Uzun bir hadis-i şerifin özeti şöyle:
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.) [Müslim]

Bazı bid’at ehli, sahih-i Müslimdeki bu hadis-i şerife inanmıyorlar. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin derecesinin Musa aleyhisselamdan daha yüksek olduğu için, ondan öğrenmesi, onun tavsiyesine göre hareket etmesi uygun değil, böyle şey olmaz diyorlar. Halbuki bilindiği gibi, Kur’an-ı kerimde, Musa aleyhisselamın Hz. Hızır’dan ilim öğrendiği bildirilmektedir. [Bu kıssayı aşağıda yazdık.] Hz.Hızır Hz.Peygamber(S.A.V.) olmadığı gibi derecesi Musa aleyhisselamla mukayese bile edilmez. Musa aleyhisselam, ulülazim bir Peygamberdir. Demek ki, mevki ve derecesi yüksek olan bir zat, derecesi daha aşağıdaki bir zattan ilim öğrenebilir, onun tecrübesine istinaden söylediği tavsiyeye uyabilir.

Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp gelmek ancak Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ dilerse niçin olmasın? Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayri müslimler, İslamiyet’i yıkmak için, böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar.


İmtihan rüyada olmaz
Sual: Mirac rüyada oldu diyorlar. Peygamberimiz uyanıkken olmadı mı?
CEVAP
Rüyada olanlar da oldu. Ancak meşhur İsra olayı uyanıkken oldu. Namaz da o gece beş vakit olarak farz oldu.

İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinin meali şöyledir:
(Kuluna [Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) aleyhisselama] bir gece bazı âyetlerimizi [Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudret ve azametine delâlet eden nice harika olayları] göstermek için, onu Mescid-i Haram'dan [Mekke’den], çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya [Kudüs’e] götüren Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören Odur.) [İsra 1]

Âyet-i kerimede geçen İsra kelimesi, gece yürümek anlamındadır. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede mealen buyuruluyor ki:
(İsra gecesi, sana, o temaşayı [o gece gösterdiğimiz olayları] ve Kur'anda lanetlenen [Cehennemdeki Zakkum isimli] ağacı da, yalnız insanlara bir fitne [imtihan] yaptık. [Miracı ve zakkum ağacını inkâr ettiler.] Bizim ikazımız, ancak onların taşkınlıklarını artırıyor.) [İsra 60]

İmtihan rüyada olmaz, uyanıkken olur. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamaz, kâfirler, hep birlikte isyan etmez, Müslüman görünen münafıklar, böyle şey olmaz demezlerdi. Onları Müslüman sananlar da, bunları mürted oldu zannettiler. Onun için bazı kitaplarda, (Mirac olayı, bir çok kişinin mürted olmasına sebep oldu) diye yazar. İnançları sarsan bir olay olmasaydı, Hz. Ebu Bekir de, inkâr fırtınası içinde, Resulullahın miracını tasdik etmezdi. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, bu tasdikinden dolayı Resulü Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) aleyhisselam vasıtası ile ona Sıddık ismini verdi. Burada sıddık, sözünde ve imanında çok doğru olan demektir. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın Miracını ilk tasdik edenlerden olduğu için yüksek derecelere kavuştu, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’a ve Resulüne iman edip, Onların sözünü tasdik etmek müminlerin alametlerindendir. Bir âyet meali:
(Müminler, “İşittik, itaat ettik [Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ve Resulünün sözlerini beğendik, kabul ettik]” derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51]

İsra suresinin 60 âyet-i kerimesinde bildirilen fitne [imtihan] hâlâ devam ediyor, aklını ölçü alan mutezile kafalı kimseler, böyle bir mucizeye akıl erdiremedikleri için, Miracı bir türlü kabul edemiyorlar. Evet olay çok büyüktür, bir mucizedir, insanların yapması imkansızdır, ama bunu Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ yapıyor. Onun kudretinden hiç şüphe edilir mi?

Kâfirlerin telaşı ve soruları
Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşAllah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hz. Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.

Kapıya çıkınca hemen sordular:
"Ey Ebu Bekir, sen çok kere Kudüs'e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek ne kadar zaman sürer" dediler. Hz. Ebu Bekir, "İyi biliyorum, bir aydan fazla" dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hz. Ebu Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, "Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı" diyerek, Hz. Ebu Bekir'e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.

Hz. Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz" diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. "Vay canına, Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış" diyorlardı.

Hz. Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun" dedi.

Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”
Resulullah hepsine cevap verirken, Hz. Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hz. Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.

Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]

Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke’ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.

Kur’an-ı kerim âyetlerinin inmesi, mucizelerin görülmesi müminlerin imanlarını kuvvetlendirdiği gibi, kâfirlerin de düşmanlıklarını artırırdı. İki âyet meali:
(Müminler, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) anılınca kalbleri ürperen, âyetler okununca, imanları artan [kuvvetlenen] ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [Enfal 2]

(Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen âyetler, onların [kâfirlerin] çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır.) [Maide 64]


Hz.Hızır ve Musa aleyhisselam
Bir kimse, ilim tahsil etmeden marifet ve keramet sahibi olabilir. Kur’an-ı kerimde, Kehf suresinin 60. âyet-i kerimesinden 82. âyetinin sonuna kadar anlatılan olayda, ilm-i ledünniden, bâtın ilminden bahsedilmektedir.

Kıssa özetle şöyledir:
Hz. Musa, “Ya Rabbi, benden âlim olan ve bâtın ilmini bilen zatı nerede bulurum?” diye sordu. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ da, “Ya Musa, yola çık, çantana koyduğun balık canlanıp denize gittiği yerde, o zatı bulursun” buyurdu. Hz. Musa, Hz. Yuşa ile yola çıktı. Bir pınarın yanına oturdular. Bu pınar âbı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balığa değince, balık canlanıp denize gitti. Hz. Yuşa bunu gördü ise de söylemeyi unuttu. Hz. Musa sorunca, hatırlayıp balığın canlanıp denize gittiğini söyledi. Geri dönüp oraya gelince, o zatı gördüler. Hz. Musa, “Bana bâtın ilmini öğretir misin?” dedi. O zat, “Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın bana öğrettiği ilmin hepsini sen bilmezsin. Bilmediğin için de yaptıklarıma sabredemezsin” dedi. Hz. Musa, “İnşAllah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) beni sabredenlerden bulursun” dedi. O zat, “Ya Musa, tuhafına gitse de, yaptıklarımdan bana bir şey sormayacaksın” dedi.

Üçü bir gemiye bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimseler olduklarını anlayarak para almadılar. O zat, geminin bir tahtasını söktü. İçeri su girmeye başladı. Hz. Musa, “Gemiciler, bize iyilik etti, para almadı. Sen de bunları denizde boğacaksın” dedi. O zat, “Hani bana karışmayacaktın?” dedi.

Gemiden inince, sahilde oynayan çocukları gördüler. O zat, çocuklardan birini öldürdü. Hz. Musa, “Çocuğun günahı neydi?” demekten kendini alamadı. O zat, “Yine işime karıştın” dedi.

Antakya’ya uğradılar. Kimse yemek vermedi. O zat, yıkılmak üzere olan bir binanın koca duvarını bir eli ile tutup doğrultuverdi. Hz. Musa, “Bunu ücretle yapsaydın, bir ekmek parası çıkarırdık” dedi. O zat, “Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa işime karıştın” dedi. Hz. Musa, “Bunların hikmeti nedir?” dedi. O zat, “Bunları Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın emri ile yaptım. Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyiliğe iyilik etmiş olduk.

Günahsız çocuğa gelince, bunun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayarak onlara zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 Hz.Peygamber(S.A.V.) meydana gelecek hayırlı bir evlat vermesi için dua ettim.

Doğrulttuğum duvar, öksüzlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, eller alacaktı. Öksüzlere de bir iyilik etmiş olduk.

Kur’an-ı kerimdeki bu kıssa, bâtın ilmine sahip keramet sahibi kimselerin bulunduğunu açıkça bildirmektedir. Cenab-ı Hakkın ihsanı boldur. Dilediğine bu ilmi verir, onu marifet sahibi yapar.

Ezelle ebed
Sual: Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz Miraca çıkınca, Cennet ve Cehennemde insanların başına gelenleri gördüğünü bildiriyor. İnsanlar Cennete ve Cehenneme kıyamet kopup hesaptan sonra gitmeyecekler mi? Bu nasıl oluyor?
CEVAP
Zaman ve mekan mefhumu yaratıklar yani insanlar içindir. Yaratan yani Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ için değildir. Zamanları, mekanları her şeyi o yaratmıştır. İnsanlara göre olan ezelle ebedi birleştirip Cenneti Cehennemi insanlarla nasıl doldurduğunu Habibine göstermiştir.

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kullarının Cennetlik ve Cehennemlik olmasını bilmesi de böyledir. (Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ileride ne olacaksa bilir) demek insanlara anlatmak içindir. Yoksa Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ için zaman diye bir mefhum yok, ilerisi gerisi diye bir şey yok. Gelecek geçmiş insanlar içindir. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ hepsini bir anda görüyor, biliyor. An kelimesi de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) için söylenmez, ama başka kelime olmadığı için böyle söyleniyor.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:31:07    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Noksan sifatlardan münezzeh Kemal sifatlarla muttasif olanZati ecelli a´la En has kulu olan Habibini gecenin kücük bir cüz´ünde Mescidi haramdan Mescidi aksaya yürüttü. O mescidi aksaki etrafini maddi ve manevi müzeyyenat ile habibimize mu´cizelerimizden bazisini gösterelim diye süsüledik.süphe yokki he seyi hakkiyla gören ve isiten Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) dir .
Sürei- Isra ayet 1.

Muhterem kardeslerim. Enbiyanin serdari hazreti Rasülüllah hem ruhen hemde cismani olarak hazreti Allahin arzu ettigi makamlara cikarak Rabbül- aleminin huzuruna kabul ettigi ve rasülüllahin mucizelerinden birisidir mi´rac.

Mi´rac:Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz(S.A.V.)in Ilahi saltanati seyretmek üzere Allahin davetine Icabetle essiz bir mucize olarak Göklere ve daha nice alemlere seyahat etmesidir.Bu akillara durgunluk veren büyük mu´cizenin Gerceklesmesinin madii ve manevi bir cok sebeb ve hikmetleri vardir.Bunlardan birisiPeygamber efendimizin o sene karsilastigi üzücü hadiselerdir.Evvela zahiri himayaecisi olan amcasi ebu Talibi Kaybetmis,Ondan kisa bir zaman sonra Kendisine en büyük destegi veren Haatice validemizi kaybetmisdir.Bunu firsat bilen müsrikler Ebu Talibin sagliginda yapamadiklari zulmü ve iskenceleri yapmislar,Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) rasülünü göz acamaz hale getirmislerdi.Rasülüllah efendimiz Teblig vazifesiniifa etmek hemde yogun baskilardan Bir nebzecik olsun kultulmak maksadi ile Taife gitti.Oradada cok siddetli sikintilarla karsilasdi.Bu sene ye islam tarihinde hüzün senesi denir.Iste mi´rac böyle rasülüllahin hüzünlü oldugu bir zamanda Hazreti Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) habibini huzuruna davet etmis Yedi kat gökleri ars kürs melekut ve sidre-i müntehaya kadar seyahat etmisdir buda Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) rasülünü teselli etmistir.
BIRINCI SAF´HA:Efendimiz S.A.V. in Mescidi haramdan mescidi aksaya kadar götürülmesidirki Yukaridaki ayeti celile ile sabittir.Bu safhayi inkar eden küfre düser.
Mescidi aksada bütün enbiyanin ruhlarina kik rakaat namaz kildirdi ve imamül- enbiya oldu.

IKINCI SAFHA:mescidi aksadan burak isimli bir binek ile birinci kat semaya ve sirasi ile yedi kat semayi gecmesidir.Birinci kat semanin kapusuna gelince cebrail kapuyu tikladi ve sen kimsin denildi cebrailim deyinceyanindaki kim ? denildi . Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) a.s. dedi ve gök kapisi acildi.Ve adem a.s. gel salih evlad buyurarak iceri aldi
Böylece ikinci kat semada hz. Yahya ve hz. Isa .ücüncü kat semada hz Yusuf dördüncü kat semada hz idris. Besinci kat semada hz Harun altinci kat semada hz Musa yedinci kat semada hazreti Ibrahimi gördü.hepsi ile adem a.s. ile selamlastiklari gibi selamlastilar.

ÜCÜNCÜ SAFHA :Ref ref ile yedinci kat semadan sidrei müntehaya kadar olan kismidir.Rasülüllah efendimiz buyuruyorlarki cebrail iule öyle yükseltildimki kaza ve kaderlerin yazan kalemlerin gicirtisini isitmeye basladim.mundan sonra karsima sidrei müntehe cikti.cebrail a.s. ben artik buradan ileri gecemem gecersem yanarim ileri yaliniz gideceksin buyurdu.

Bundan sonraki durun necm süresinde söyle anlatilir.O kadar yakinlastiki iki yay arasi kadar.hatta dahada yakin oldu Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) kuluna orada ne vahiy etti ise etti .Buyurulmakdadir.

Rasülüllah efendimiz Allahin huzuruna ilk kabulünde ( Ettehiyatü Lillahi vesselavatü veddyyibatü)Diye tahiyyede bulundu Cenabu hak (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü verahmetüllahi ve berekatühü)Diye mukabelede bulundu Rasülüllah efendimiz Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin)Diyerek cevap verdi . Böylelikle nasil selamlasilacaginida bize ögretiyorlardi.
Rasülüllah efendimiz Allahin huzurunda sadece kendisini degil ümmetinide düsünüyordu .Bu düa allahin cok hosuna gitmisti habibim iste ne istiyeceksen buyurdugu zaman Allahin rasülü ya rabbi beni kulluguna kabul etmeni istiyorum dedi.Cünkü kulluk allahin verdigi en büyük makam idi rabbimiz bunu kabul buyurduda isra süresinde ( BIABDIHI) diye isaret buyurdu.

Ve oradan tekrar geriye döndügü zaman müsrikler alay etmeye basladilar.Ve Ebu Bekir r.a. hazretlerine gelerek senin arkadasin bak neler söylüyor diye tekzip etmek istediler oda hic tereddüt etmeden eger onu Muhammet söylüyorsa dogrudur dedi ve SIDDIK ünvanini aldi.

Mirac hadisesini bizim anlatmamiz cok zordur. Sadece iman etmemiz bize kafidir.

MIRACDAKI HEDIYELER.
1-Allaha sirk kosmiyanlarin af edilmesi.
2-Bakara süresinin son iki ayeti.
3-Bes vakit namaz.

Cenabu hak böyle mübarek bir geceyi en güzel sekilde ihya etmeyi cümlemize nasip eylesin. O yüce Rasülün sefaatina mazhar eyle.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:32:34    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

MİR'ÂC KANDİLİ

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın emriyle Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimiz (sas)'in rûhen ve bedenen, Burak10 isimli semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya [Beytü'l-Makdis] kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna -ki buna İsra denilir-, oradan da bir mi'râcla [manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaşması, burada Cebrail'i arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın huzuruna varıp O'nun Zât-ı Akdes'ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi'râc denilir. İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, peygamberliğin 12. yılında, hicretten 18 ay önce, mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde (Regâib gecesinden yirmi küsur gün sonra) gerçekleşmiştir. Kadir gecesinin de Ramazan'ın 27. gecesi olması ile aralarında çok gizemli bir tevafuk vardır. Bediüzzaman Hazretleri: "Mi'rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir."11 sözleriyle, bu gecenin Kadir gecesinden sonra en kutsal bir gece olduğunu belirtmişlerdir. Ebu Talip'in ve Hatice validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Rasûlü (ve mü'minler), bu mi'rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan-ı İlâhîye ve nail olmuştur. Üç ayların ilk kandili, Regaip gecesi, ikinci Mi'rac gecesidir. Regaib gecesi, Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. Mi'rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.

Kur'ân-ı Kerim'de İsrâ suresi (17/1) bu İsrâ olayını anlatır. Necm suresi de İsrâ'nın devamı olan Mi'râc hadisesini anlatır.13 Âyetlerde biraz da kapalı olarak anlatılan bu esrarengiz yolculuğu, Peygamberimiz (sas) bir çok hadîslerinde detaylarıyla anlatmışlardır.14 Bir gece Kâbe-i Muazzama'nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (as) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i Aksa'ya uçtular. Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu ifade ediyordu.15 Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi'rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hz. Adem'le, 2. kat'ta Hz. İsa ve Hz. Yahya, 3. kat'ta Hz. Yusuf, 4. kat'ta Hz. İdris, 5. kat'ta Hz. Harun, 6. kat'ta Hz. Musa ve 7. kat'ta Hz. İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem'e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti. Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaştı. Cebrail daha sonra Peygamberimiz'i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaştılar. Cebrail: "İşte burası Sidretü'l-Müntehâ'dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım." dedi. Peygamberimiz'e Sidre'de dört kutsal nehir ve hergün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt-i Ma'mûr gösterildi. Sonra kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü'l-Me'vâ'yı temaşa etti. Cebrail'i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref'e binerek Arş-ı A'lâ'ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak belirtilen "imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına" ulaştı. Huzûr-u Kibriya'da Zât-ı Akdes'e ok yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaştı. Cemâlullah'ı perdesiz ve vasıtasız olarak müşahede etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref'le Sidre'ye geri döndü. Orada Cebrail'i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira'da gördüğü şekliyle- gördü. Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.

"Ben mi'racdan daha güzel bir şey görmüş değilim" diyen Peygamberler Sultanı, mi'rac yüceliklerinden -âdeta bir vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir. Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi'rac asansörleri olacaktır. İkincisi: "Âmenerrasûlü" diye bilinen âyetleri getirmiştir. [Bakara, 2/285-286]. Üçüncüsü: İsra Suresi'nin 22-39. âyetlerinde21 bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir.22 Dördüncüsü: Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet'e girecekleri müjdesini getirmiştir. Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi. Bir diğer hediye de, Mi'rac gecesi Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et-Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi'racda Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.

Evet Zât-ı Ahmediye, bütün velayetlerin üstünde bir külliyet ve ulviyetle tezahür eden velayetinin bir neticesi olarak İlâhî kemal mertebelerinde seyr ü sülûk olan Mi'rac ile huzur-u kibriyaya uzanan yolu açmıştır. Kapıyı da açık bırakmıştır ki, arkasındaki evliyayı ümmet, ruh ve kalp ile o nuranî caddede, Mi'râc-ı Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre yüce makamlara çıkıyorlar. Mi'rac'ta farz kılınan beş vakit namaz, mü'minin mi'racıdır; ve Mi'rac-ı Ekber'in (Efendimiz'in Mi'racı) cilvesine mazhar olan bir mi'rac-ı asgar (küçük mi'rac'tır. Bu mi'racın zirvesi ise secde hâlinde yaşanır, kulun Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a en yakın olduğu anda. Her mü'min, namazın fiil ve rükünlerine fikrini bindirip, bir nevi mi'rac ile kâinatı arkasına atıp huzura kadar gider.

Fıkıh ve hadis ilimlerinde müctehid ve evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:

Biz, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) Mirac gecesi Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı görmesinin baş gözü ile olup, kalble ve rüyada olmadığına iman ederiz. Zira Cabir bin Abdullah, Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin Necm suresinin (Andolsun Onu, Sidretü'l-Münteha'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü) mealindeki 13 ve 14. âyet-i kerimeleri üzerine (Elbette Rabbimi gördüm), (Ben sidretü’l-müntehada Rabbimi gördüm. Öyle ki, ilahi vechinin nuru, benim için zahir oldu) buyurduğunu bildirmiştir.

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ Mirac gecesinde kendisini habibine aynen göstermiş olduğunu, İbni Abbas hazretleri İsra suresinin tefsirinde bildiriyor. Ve yine İbni Abbas hazretleri buyurdu ki:

(Mirac gecesinde Resulullah, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı iki defa dünya gözü ile görmüştür. Hullet Hz. İbrahim için, kelam Musa aleyhisselam için, rüyet de Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) aleyhisselam için olmuştur.) (Gunye)

[Hullet, dostluk, Kelam, konuşma, Rüyet, baş gözü ile görme demektir.]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

O Server, Mirac gecesinde Rabbini dünyada değil, ahirette gördü. Çünkü o Server, o gece, zaman ve mekan çevresinden dışarı çıktı. Ezeli ve ebedi bir an buldu. Başlangıcı ve sonu bir nokta olarak gördü. Cennete gideceklerin, binlerce sene sonra, Cennete gidişlerini ve Cennette oluşlarını, o gece gördü. İşte o makamdaki görmek, dünyada görmek değildir. Ahiret görmesi ile görmektir. Bu görmeyi dünyada gördü demek de mecaz olarak söylenmiştir. Dünyadan gidip gördüğü ve yine dünyaya geldiği için dünyada gördü denilmiştir. (m. 283)

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, dünyada görülmez. Bu dünyada bu nimet nasip olsaydı, herkesten önce Hz. Musa görürdü. Peygamberimiz Miracda bu devletle şereflendi ise de, bu dünyada değildi. Cennete girip oradan gördü. Yani ahirette görmüş oldu. Dünyada iken, ahirete karıştı ve gördü. (C.3, m.17)

Necm suresinin, (Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı) mealindeki 17. âyet-i kerimesini imam-ı Rabbani hazretleri, (Mirac gecesinde, gözü Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’tan hiç ayrılmadı) diye açıklamakta ve Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ı ahirette dünya gözü ile gördüğünü bildirmektedir. (C.1 m.129)

Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:

Resulullah, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı Miracda gördü. Ancak bu görmesi dünyadaki görmek gibi değil idi. (İtikadname)

Rüyada görmek, dünyada görmek değildir. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı rüyada gördüğünü Camiussagir’deki hadis-i şerifte bildirmektedir. İslâm âlimlerinden de rüyada görenler olmuştur.

İmam-ı Nevevi hazretleri, (Enam suresi 103. âyetindeki Ona gözler erişemez demek, Onun zatının hakikatini gözler idrak ve ihata edemez demektir. Yoksa rüyet haktır) buyuruyor.

Bid'at fırkalarından bazıları, (Enam) suresinin 103. âyetini delil getirerek, (Ona gözler erişemez) âyetine göre dünyada ve ahirette Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ı görmek imkansızdır, dediler. Bunun yanlış olduğunu, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler bildiriyor. (Beydavi)

İmam-ı Rabbani hazretleri, Enam suresinin 103. âyetini açıklarken buyuruyor ki:

Müminler, ahirette ve Cennette Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ı göreceklerdir. (3/44 ve 90)

İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ ahirette görülecektir. (Fıkh-ı ekber)

Kur'an-ı kerimde, (Dünyada kör olan, ahirette de kör olur) buyurulması, kâfirler içindir. Müminler, ahirette Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ı görecektir. (Berika)

Dünyada imandan mahrum olan, ahirette de rüyetten mahrum olur. (Medarik)

Müminler, ahirette, Cennete girmeden önce de, girdikten sonra da, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı göreceklerdir. (Nuhbet-ül-Leali)

Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile, (Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)’ı müminler görür, fakat Cehennemde kâfirler göremez) buyuruyor. Ahirette Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın görüleceğinde icma vardır. Bunu inkâr edenler diyor ki:

(Görmek için beş şart gerek: Görünen şey bir yerde olmalı, bir tarafta olmalı, karşısında olmalı, çok uzak ve çok yakın olmamalı ve gözden çıkan şualar o şeye ulaşmalı! Bakan ile bakılan şey arasında ışık olmak da şarttır. Bu şartlar Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) için söylenemez ve görmek imkansız olur.)

Bu şartlar dünya ölçüleri ile ilgilidir. Ahiret işleri, dünya işlerine hiç benzemez. Dünyanın batısında olan bir kör, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudreti ile dünyanın doğusundaki bir karıncayı görür. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlânın kudretinden şüphe edilmez.

Ayrıca, ahirette, cisim olarak görülecek, sınırlı görecek diyen hiçbir Ehl-i sünnet âlimi yoktur.

Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ dünyada anlaşılmadan bilindiği gibi, ahirette de anlaşılmadan görülecektir. (Tekmil-ül-iman)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Müminler, Cennette Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı cihetsiz ve keyfiyetsiz ve hiçbir şeye benzetmeyerek ve misali olmayarak görecektir. (c.1, m.266)

Sual: Cennete giren müminler Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâyı istedikleri her zaman görebilirler mi?

CEVAP

Tecelli genel ve özel olmak üzere iki kısımdır:

Genel tecelli bir Cuma günü kadar olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ Cennet ehline her Cuma günü tecelli eder.) [Cami-us-sagir]

Özel tecellide Cennettekiler eşit değildir. İlim ve ameldeki olgunluklarına göre görürler. En yüksek derecede olanlar, her zaman müşahede ederler. (Feraid-ül-fevaid)

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:35:49    Mesaj konusu: MİRAÇ NEDİR? Alıntıyla Cevap Gönder

MİRAÇ NEDİR?

"Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın elçisi Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (S. A.S.)'in, uyanıkken, şahsı ile semaya ve sonra yüce makamlardan Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın dilediği yere mi'racı (çıkması) haktır."
Mi'raç; lügatte, yükseğe çıkmak ve merdiven manalarındadır. İslam ıstılahında ise, Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimizin yüce makamlara çıkartılmasının vasıtasıdır. Sonraları, bu vakıanın özel ismi olarak kullanılır olmuştur. Mi'raç, Hicret'ten bir buçuk sene evvel Recep ayının 27. gecesi vuku bulmuştur.
Konunun daha iyi anlaşılması için; Mi'raçla ilgili bazı terimlerin üzerinde duralım:
İsra: Yürümek demektir. Geçişli fiil olduğu için "geceleyin yürüttü" manasına gelir.
Mescid-i Haram: Kabeyi çevreleyen ve Harem-i Şerif denilen mesciddir. Yer yüzünde ilk defa inşa edilen mabet budur.
Mescid-i Aksa: Kudüs'deki Beytu'l-Makdis'tir. Kabe'den sonra yar yüzünde yapılan ikinci mabettir. «Aksa» denilmesi, Kabe'ye bir aylık mesafede bulunmasındandır. Mescid-i Aksa, Peygamberlerin toplandığı, ilahi vahiylerin indiği mübarek bir yer olduğu için, Mi'raçta Peygamberimizin yol uğrağı olmuştur.

Beytü'l-Ma'mur: 7. kat gökteki melekler tarafından tavaf edilen mabettir.
Sidretü'I-Münteha: Arşın sağında bir ağaçtır ki, ne melek, ne saire, ondan ötesine asla geçemezler.
Refref: Mahiyetini aklımızın kavrayamayacağı bir vasıtadır.
Kabe Kavseyn: İki yay miktarı kadar bir mesafedir.

MİRAÇ NE ŞEKİLDE VUKU BULMUŞTUR?

Mi'raç hakkında Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Keriminde şöyle buyurmaktadır:
«Kulunu (Mııhammed (S.A.S.) bir gece, Mescid-i Haram'dan (alıp) Mescid-i Aksa ya kadar götüren (Zat-ı ecelle ve a'lâ her türlü noksan sıfatlardan) münezehtir. (O Mescid-i Aksa ki) biz onun etrafına (feyz ve) bereket verdik (ve bu gece yolculuğunu) ona (o peygambere) âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) kemaliyle görendir.» (1)
Mi'raç vakıasını Ebu Hüreyre, Ebu Zer, Ebu Said-i Hudrî, Enes b. Malik, Malik b. Sa'saa, bizzat Resulüllah (SA.V.)'den rivayet etmişlerdir. Bu rivayetler Buharı, Müslim ve Nesâî gibi Kütüb-ü Sitte'nin meşhur kitaplarında mevcuttur. Biz, bu değişik rivayetleri birleştirerek nakledeceğiz.
Peygamberimiz (S.A.V.), şöyle buyurmuşlardır.
«Bir gece halam Ummühânî'nin evinde (bir rivayete göre Kabe'de) iken Cebrail (A.S.) geldi. "Ey muhterem nebi! Yarlıgayıcı olan Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor' dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte BURAK isminde bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mcscid-i Aksa'ya geldik Cebrail, Burak'ı, bütün peygamberlerin, hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, 'Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır' dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, 'Yaratılışına uygun olanı seçtin' dedi.»
Ebu Said-i Hudrî'nin rivayetine göre, Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimiz şöyle devam ettiler :
«Bundan sonra bir Mi'raç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. O Mi'raç, ölülerinizin, ölürken gözlerini diledikleri şeydir. Ölülerin ruhları bu merdivenden yukarı çıkar. Cebrail, beni bu merdivenden HAFAZA kapısına kadar çıkardı. Yani dünya semasına kadar bir anda geldik. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir muhavere geçti, içerden soruldu:
— Sen kimsin?
— Ben Cebrailim.
— Yanındaki kim?
Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (S.A.S.)
— Ya! O, Resul olarak gönderildi mi?
— Evet.
Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim. Semayı muhafaza eden ÎSMAÎL isminde müvekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var.
«Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. Kendisine zürriyetinin ruhları arzedilince; mü'min ruhu ise, 'Ne güzel, ne hoştur!.. Bunun kitabını İLLİYYİN'de kılın! diyor; kâfir ruhu ise, 'Ne kötü ruh, ne fena rayiha!.. Bunun kitabını SİCCÎL'de kılın' diyor.
«... Ya Cebrail, bu kimdir?' diye sorduğumda, 'Baban Adem'dir' diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve 'Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat' diye karşıladı.
«Burada bana cehennem gösterildi. Orada, çeşitli şekillerde azap gören kavimler gördüm. Dudakları deve dudağı gibi bir kavim gördüm ki, başlarına bir takım memurlar konmuş, dudaklarını kesiyorlar. Bunların kim olduklarını sorunca Cebrail, yetim malı yiyenler olduklarını söyledi. Yine orada cife (pislik) yiyen zinakârlar, kendi etlerini yiyen gıybetçiler, yerlerde ve Firavun hanedanının ayakları altında çiğnenen faizciler, baş aşağı ayaklarından asılmış, zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlar gördüm.
«Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (AS.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ondördüncü gecedeki ay gibi idi. Onunla da selâmlaştık.»
Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimiz, üçüncü semada iki teyzezade Yahya ve İsa (A.S.) ile; dördüncü semada İdris (A.S.) ile, beşinci semada Harun (A.S.) ile ve altıncı semada Hz. Musa ile görüştü. Onların da hepsi, «Hoş geldin ey salih kardeş, salih nebî» dediler.
Resulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor:
«Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (A.S.) ile buluştum. Sırtını Beytü'l-Ma'mûr'a dayamış; beni selâmladı. 'Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât', dedi. Burada bana denildi ki, 'İşte senin ve ümmetinin mekânı.' Sonra Beytü'1-Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.»
Hz.Peygamber(S.A.V.) Efendimiz, burayı âyet-i kerimeyi okudular:
«Rabbinin askerlerinin (adedini) ancak Rabbin bilir.» (2)
Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor:
«Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir menba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebraile bunu sorduğumda dedi ki: 'Şu rahmet nehri, şu da Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) (C.C.)'ın sana verdiği Kevser Havızıdır.' Rahmet nehrinde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada göz görmedik, kulak işitmedik, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek olan şeyler gördüm.
«Bundan sonra Sidretü'l-Münteha'ya kadar çıktık. Sidre'den yükselince Cebrail durakladı ve 'Ya Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.), yemin ederim ki, ben buradan bir karış ileriye geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim yoktur' dedi.»
Resulü Ekrem, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde REFREF denilen bir vasıtayla Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın dilediği yere geldi. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar:
«Sidre'den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş'ın altına geldiğimde, Arş'ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; «Yaklaş ey Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)! Ben de Kabe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: 'Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü' (En güzel tahiyye Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O'na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) (C.C.) şu mukabelede bulundu: «Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullalıi ve berekâtühü.' (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; 'Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihıne. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.' (Selâm bizim ve Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.), Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın kulu ve elçisidir.) dedim.»
Resulüllah Efendimiz, Rabbinden bir çok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döndü. Hz. Musa'nın yanına gelince; Hz. Musa, «Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) sana neler emretti?» diye sordu. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyledi. Hz. Musa, «Ya Rcsulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.» dedi. Bunun üzerine, Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diledi. Önce on vakit kaldırdı. Peygamberimiz, Hz. Musa'nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyledi. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica etti. Böylece; namaz beş vakte kadar indirildi.

MİRAÇ HADİSESİNİN MEKKE'DEKİ AKİSLERİ
Peygamberimiz Hz. Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (S.A.V.) Mekke'ye döndüğünde, müşahedelerini anlatmaya başlayınca, Kureyşliler fitne krizlerine tutulup deli divane oldular. Kimi, Ebu Bakir'e (R.A.) koşuyor; kimi, ellerini çırpıyor; imanı zayıf olanlardan irtidat edenler oluyor, bu tabiatüstü mucizeyi bir türlü akıllarına sığdıramıyorlardı. Hz. Ebu Bekir gibi iman sahipleri ise, «Evet Mi'raç haktır. Eğer Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (S.A.V.) bunları demişse, doğru söylüyor ve ben bundan daha büyüklerini de kabul ederim» diyorlardı. Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin yanına gelmiş, Mi'racı bizzat kendisinden dinlemiş; Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın Resulü anlattıkça, «Doğru söylüyorsun, ya Resulallah» diyerek tasdik etmiştir. Peygamberimiz de, «Sen sıddıksın ya Ebâ Bekir» diyerek; ona «Sıddîk» unvanını vermiştir.
Cabir ve Ebu Hüreyre (R.A.)'nin, Resulüllah (S.A.V.)'den rivayet ettiklerine göre Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:
«Ben, sabahleyin Isra ve Mi'racı anlatınca Kureyşliler beni tekzip etti. Bana, gidip geldiğim yerlerden ve Mcscid-i Aksa'dan sorular sordular. Halbuki ben Mescid-i Aksa'nın hiç bir özelliğini tesbit etmemiştim. Bu sebepten müşkil durumda kalıyordum. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) (C.C.), bana Mescid-i Aksa'yi gösterdi. Ben de, Kureyşlilerin bütün sorularına cevap verdim.» (3)
Sahih rivayetlere göre; Kureyşliler, Mescid-i Aksa'nın kapı, pencere ve cihet gibi her özelliğini soruyorlar; Peygamberimiz de teker teker cevap veriyordu. Buna da inanmadılar. «Biz sana Şam'dan gelmekte olan develerimizi soracağız; bize onlardan haber ver» dediler. Peygamberimiz şöyle cevap verdi: «Evet, falan kimselerin kervanına rastladım. 'Revha' isimli mevkide idi. Bir deve yitirmişler, onu arıyorlardı. Yükleri arasında bir su kabı vardı. Susadım, o kabı alıp su içtim ve kabı yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, suyu bulabilmişler mi?» O anda kervan, Peygamberimize gösterildi. O da, kervanın kemiyet ve keyfiyeti ne dair haber verdi ve şöyle buyurdu: «İçlerinden 'Cemel-i Evrak' (yani karamtırak beyaz bir deve) önde olarak, falan gün güneşin doğmasıyla beraber gelecekler.» Peygamberimizin haber vermiş olduğu o gün; müşrikler sabahın erken saatlerinde «Seniyye» tepesine doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da Muhamrned'i (S.A.V.) yalancı çıkaracağız diye, bekliyorlardı. Derken; içlerinden birisi, «güneş doğdu» diye haykırdı. Tam o sırada bir diğeri de, «İşte kervan geliyor, önlerinde Cemel-i Evrak, tıpkı söylediği gibi» diye bağırdı. Bu arada bir mucize daha olmuştu. Hal böyle iken, müşrikler yine iman etmediler. «Bu açık bir sihirdir» dediler. (4)

RESULÜLLAH'IN Mİ'RAÇDAKİ BİNİTLERİ

Kütüb-ü Sitte ve diğer hadis kitaplarında mi'raç hadislerinin çeşitli rivayetleri vardır. Bu hadislerde Peygamberimizin mi'raç esnasındaki binitleri anlatılır. Âlâmı Tefsirinde Âlûsî'nin nakline göre, Resulüllah'ın mi'raç gecesindeki binitleri beş tanedir.
1. BURAK: Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya kadar.
2. Mİ'RAÇ (Merdiven): Msscid-i Aksa'dan semayı dünyaya kadar.
3. MELEKLERİN KANADI: Dünya semasından yedinci semaya kadar.

4-CİBRİL: Yedinci semadan, Sidre-i Münteha'ya kadar.
5-REFREF: Sidre-i Münteha'dan, Kabe Kavseyn'e kadar.

Hz.Peygamber(S.A.V.)İMİZE Mİ'RAÇDA VERİLEN İHSANLAR

Müslim'in rivayetine göre, mi'raçta Resulüllah'a üç şey verildi:
a. Her gün, elli vakit sevabına denk, beş vakit namaz.
b. Bakara Sûresinin son âyetleri.
c. Ümmetinden, hiç bir şeyi Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'a eş koşmayanlara cennet.

Bunlardan başka mi'raç hadisesini anlatan El-İsra Süresiyle itikad, ahlâk, iktisad gibi cemiyet nizamının belkemiği olan, milletleri huzur içinde yaşatıp mihnet, zillet ve buhrandan kurtaran şu esaslar vahiy ve tebliğ edilmiştir:
1 — «Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ile beraber diğer bir İlah edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun.» (5) .
2 — «Rabbin kendinden başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya iyi muamele edin, diye hükmetti.» (6)
3 — «Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.» (7)
4 — «İsraf ile saçıp savurma! Çünkü, saçıp savuranlar, şeytanların biraderi olmuşlardır. Elini boynuna bağlı olarak asma! Onu büsbütün de açıp saçma! Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın » (
5 — «Evlâtlarımızı, fakirlik korkusuyla öldürmeyin. Onları da, sizi de, biz rızıklandırırız. Hakikat onları öldürmek büyük bir suçtur.» (9)
6 — «Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır, kütü bir yoldur.» (10)
7 — «Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine (maktulün hakkını talep hususunda) bir salâhiyet vermişizdir. O da, katilde ileri gitmesin Çünkü o, cidden (ve zaten) yardıma mazhar edilmiştir.» (11)
8 — «Yetimin, erginlik çağma erişinceye kadar, malına yaklaşmayın. Meğer ki bu, en iyi bir suretle ola.» (12)
9 — «Ölçtüğünüz vakit de, ölçeği tam yapın. Bu, hem daha hayırlıdır. Akıbeti itibariyle de daha güzeldir.» (13)
10 — «Senin için hakkında bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp; bunların her biri bundan mesuldür.» (14)
11 — «Yerde kibir ve azametle yürüme. Çünkü arzı cidden yaramazsın, boyca da asla dağlara eremezsin.» (15)

MİRACIN HİKMETİ

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) (C.C.), mekân ve zamandan münezzeh ve cismaniyetten beri olduğundan, Hz. Peygamberin (S.A.V.) semalara çıkarılması; (hâşâ) Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) ile bir makam-ı muallâda buluşup şereflenmesi değildir. Böyle bir inanç yanlıştır.
«Ancak, Resulü Ekrem'in böyle bir yüce makama çıkarılması; mücerret melekût-i ilâhiyyeyi temâşâ etmek, birtakım hakikat ve sırlara muttali olmak ve kendisine has müstesna bir atıfet-i sübhaniyeye mazhar olmak hikmetine müstenittir.» (16)
Mi'raçla, Resulüllah (S.A.V.) Efendimize birçok şeyler gösterilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır.
1-Burak'a bindirilmesi,

2-Mescid-i Aksa'yı görmesi, burada enbiyanın temessül etmesi,

3-Nebilerin makamlarını görmesi, her biriyle konuşması,

4-Cennet ve Cehennem'in ahvaline muttali olması,

5-Sidre'yi geçip Melekût-i İlâhiye'den nice hayret verici şeyleri müşahede etmesi.

6-Ve bu mi'raç hadisesi ile, imanı sağlam olanlarla imanı zayıf olanlar birbirinden ayırt edilmiştir. (17)

«... (Ve bu gece yolculuğunu) Ona (o peygambere), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık)...» (1 âyetini izah ederken Fahrüd-din Razi, Tefsir-i Kebir'inde (19) şu hususları serdetmektedir:
1-Cennetin mükâfatları çok büyük, cehennemin ateşi ise pek şiddetlidir. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) (C.C.), dünyada iken Resulüne (S.A.V.) bunları gösterdi ki, kıyamet günü bunları ilk görüşü olmasın ve kıyamet günü kalbi cennetin rağbeti, cehennemin dehşeti ile meşgul bulunmasın. Ancak kalbi şefaatle meşgul olsun.
2. Resulüllah'ın (SAV.), mi'raç gecesi peygamberleri ve melekleri müşahadesi, hem kendisinin, hem de onların yükselmelerinin sebebidir.
3. Peygamberimiz, semavatın, Arş ve Kürs'ün ahvalini müşahede edince, bu âlemin ahvali ve korkuları onun gözünde küçülür. Bu itibarla, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) yoluna daveti ve İslâm dâvasına çalışması, kalbinde daha da kuvvetlenir. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın düşmanlarına iltifatı kalmaz. Bütün zorluklara rağmen, cihadda sebatı sonsuz olur. İbnü Atıyye gibi bazı müfessirler ise bu âyet-i kerimeyi şöyle tefsir etmişlerdir:
«Mi'raç, sadece Peygambere âyet ve ibret göstermekten ibaret değil; aynı zamanda, peygamberin kendini kâinata bir delil olarak göstermektir.» (20}

Mİ'RAÇ RUH İLE Mİ, BEDEN İLE Mİ OLMUŞTUR?

Mi'racın vukuu hakkında selef (öncekiler) ve halef (sonrakiler) ittifak etmiş oldukları halde, mi'racın keyfiyeti, yani ne şekilde olduğu hususunda aralarında bazı ihtilâflar mevcuttur.
Seleften Hz. Ayşa ve Hz. Muaviye, tâbiundan Hasanü'l-Basrî ve Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) İbn-ü İshak gibi zatlar, mi'racın yalnız ruhanî olduğuna kail olmuşlardır. Hz. Ayşe (R.A.), «Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) (S.A.V.)'in cesedi, mi'raç gecesi ayrılır olmadı» diyor. Muaviye (R.A.) de kendisine mi'raç sorulunca, «Salih bir rüyadır» demiştir.

Selef ve halefin ekserisi ile cumhur-u ulema ise, mi'racın «ruh-maal cesed» olduğunu kabul etmişler ve bu hususta kuvvetli deliller getirmişlerdir. Hz. Muaviye'nin sözünü, «Baş gözüyle görüştür»; Hz. Ayşe'nin sözünü de «Ceset ruhtan ayrılmadı, beraber mi'raç etti» diye te'vil etmişlerdir.
Gerçi, mi'racın ruh ile olduğuna delâlet eden hadisler vardır. Cesetle olduğuna delâlet eden hadisler de vardır ve ikinci şıkkı takviye eden vesikalar daha fazladır. Bu hadisler arasında çelişme (tearuz) bulunmadığını belirtmek için, Fatih Sultan Mehmed'in hocalarından Âlim Hızır Bey, Aka-id manzumesinde şöyle demektedir:
«Mi'raç, birkaç defa vuku bulmuştur. Âlimlere göre, bu tekrar sebebiyle, hadisler arasındaki tearuz ortadan kalkar.» (21)
Yani Peygamberimizin mi'racı bir kere değildir. Ruhanî olarak, nice kereler vaki olmuştur. Cismanî olarak ise bir kere vuku bulmuştur ki, El-lsra Süresindeki âyetin delâlet ettiği mi'raç budur. Böylece hadisler arasındaki ihtilâf bertaraf olmuş olur.

MİRACIN SÜBUT DELİLLERİ

Mi'racın vukuunu gösteren deliller hususunda Hızır Bey, şöyle demektedir:
«Peygamberin mi'racının bedeni ile ve uyanıkken olduğu keyfiyeti âyetle, Meşhur Hadis ve Haber-i Âhad ile sabittir.» (22)

Meşhur âlim Aliyyülkarî ise bu hususta şöyle demektedir:
«Mi'racm Mekke'den Mescid-i Aksa'ya kadarki kısmı kitapla sabittir. Bunu inkâr eden kâfir olur. Mescid-i Aksa'dan Sema'ya kadarki kısmı Meşhur Hadislerle sabittir. Bunu inkâr eden kimse bid'atçı olur. Semâ'dan Cennete, Arşa ve maverayı âleme çıkış ise Haber-i Ahad ile sabittir. Bunu inkâr eden ise muhtî (hatâ etmiş) olur.» (23)

Allâme-i Sâni Saadeddin Teftazanî ise, şöyle demektedir:
«Resulüllahın mi'racı, uyanık halinde ve bedeni ile olmuştur. Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kadar olan kısmı kitapla sabittir. Delili kesindir. Sema'ya kadar mi'raç ise, Meşhurdur. Semâ'dan Arş'a ve diğer yerlere gitmesi ise, Haber-i Âhad ile sabittir.» (24) (Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri AKAİD, sh:215-228. Bayrak Yay.İst.) Bu vesile ile tüm İslam aleminin Mi'raç kandili kutlar hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hakk'tan niyaz ederim... Abdullah AZİZ

KAYNAKLAR

(1) El-İsra Sûresi, ayet, 1.
(2) El-Müddessir Süresi, âyet. 31.
(3) Müslim. 21/278; Tacü'l-Usûl Fî Ahadisi'r-Resul. C. III, s. 261.
(4) Hamdı Yazır.a.g.e., C. IV, s. 3146; Davudu'l-Karsî; a.g.e., s. 73.
(5) El-İsra Sûresi, âyet. 22.
(6) El-İsra Sûresi, âyet. 23.
(7) El-İsra Sûresi, âyet. 26.
(8.)El-lsra Sûresi, âyet. 27, 29.
(9) El-İsra Sûresi, ayet. 31.
(10) El-İsra Sûresi, âyet. 32.
(11) El-İsra Sûresi, âyet. 33.
(12) El-İsra Sûresi, âyet. 34.
(13) El-İsra Sûresi, âyet. 35.
(14) El-İsra Sûresi, âyet. 36.
(15) El-İsra Sûresi, âyet. 37.
(16) Ömer Nasuhi Bilmen, a.g.e., s. 255.
(17) Tefsir-i Allâme Ebu's-Suud (Tefsir-i Kebir'in kenarında). C. V. s. 544.
(18.) El-İsra Sûresi, âyet. I.
(19) Fahrüddin Er-Razi, a.g.e., C.V, s. 545.
(20) Hamdi Yazır, a.g.e., C.V, s. 3152.
(21) Hızır Bey. a.g.e., Beyit. 56.
(22) A.g.e., Beyit. 55.
(23) Aliyyülkarî. Şerhü'l Emali. s. 20.
(24) Teftezanî, Şerhü'l-Akaid, s. 174.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>


En son Sinay_57 tarafından 19,05,2009,22:35:22 tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3744
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 20,10,2007,22:37:15    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

MÎRAC

"Cebrail, Kabe'nin kapısı yanında bana imamlık etti. İlk gün fecir doğarken sabah namazını, güneş tepeden ayrılırken öğleyi, her şeyin gölgesi kendi boyu olunca ikindiyi güneşin üst kenarı ufukta kaybolurken akşamı, gün kararınca yatsıyı kıldık. İkinci günse sabah namazını hava aydınlanınca, öğleyi her eşyanın gölgesi kendi boyunun iki katı olunca, ikindiyi hemen bundan sonra, akşamı iftar saatinde, yatsı namazını gecenin ilk üçte biri dolunca eda ettik. Cebrail aleyhisselam şöyle dedi. Evvelki Peygamberlerin olduğu gibi senin kılacağın beş vakit namazın da eda edileceği zaman budur. ümmetin günde beş kere namazlarını bu kıldığımız iki vaktin arasında kılsınlar."
Mirac'dan Ümmetine Beş Vakit Namazı Hadiye Getiren Sevgili Peygamberimiz

Taif vahşetinden dönen Sevgili Peygamberimiz ve Haris bin Zeyd, Mekke'ye gece gelmişlerdi. Şehir uykuda... Tek tek bazı evlerden zayıf sarı ışıklar sızıyor. İzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesi, bir neşe vermiyor. Köpekler, gecenin yalnızlığına doğru uzun uzun ama tedirgin havlıyor. Gökyüzünün derinliğinde ürperen yıldızlar bir tehlikenin habercisi gibi. her köşe başı beklenmedik bir tuzak olabilir.

Bu sebeple Hace-i Kainat, sallallahü aleyhi ve sellem Zeyd radıyallahü anhı bir münasib yerde eve yollarken kendisi muhtemel takipçilerine karşı iz değiştiriyor.

Mekke müşrikleri, Taif'de yapılanlardan ayrıca cesaret buldukaları için her çılgınlıgı fütursuzca işleyebilirler. Gece kanlığında yapılacak bir suikast... Hayır! Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) korusun...

Bunun için Peygamberimiz amcasının kızı Ümmi Hani'nin kapısını çalıyor.. Serin bir rüzgar hışırtısının uyutuğu gecede dikkat çekmeyen küçük tıklamalar. Bütün mekke gibi Ümmi Hani'nin evinin kaç kere daha vurulunca içerden beklenen ses işitildi. Ümmi Hani soruyor:

-Kim o?

-Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)! Amcan oğlu.. misafir kabul eder misin?

O, henüz müslüman değil ama bir büyük insanın kapısına gelmesinden son derece heyecanlı. Aceleyle cevap veriyor:

-Kabul ne kelime... Senin gibi doğru sözlü, emin ve asil bir insanın şu haneyi şereflendirmesinden kıymetli ne olabilir? Buyur.

Efendimiz teşekkür ederken Ümmi Hani hayıflanıyordu:

-Keşke geleceğini bildirseydin; yemekler hazırlardım. Şimdi yiyecek ir şey yok. Ne aksilik ama... tüh... keşke önceden haberim olsaydı!...

Halbuki O, öylesine ızdıraplı anlar yaşadı ki üzüntü ve yorgunluktan yemeği hatırlayacak halde değil. Mecalsiz bir vaziyette.. Ama bu halde bile tek eyi düşünüyor...Bir tek şeyi: Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ı ve O'nun razasını.

-Ne yiyecek istiyorum ne içecek. üzülme ve hiç bir şey için zahmet etme. Rabbime ibadet edeceğim; O'na yalvarağım kadar emniyetli bir ye olsa kafi. Başka şey lazım değil.

Ümmi Hani, Resulullah'a münasip bir yer gösterdikten sonra kendisine leğen, ibrik ve namaz kılması için bir hasır verdi... Ve hayırlı geceler dileyerek ayrıldı.

Ev sahibesi şimdikendi odasında düşünüyordu:

-Amcazademin düşmanı çok. Onun buraya girdiğini görmüş veya duymuşlarsa mutlaka baskına kalkışırlar. Böyle bir şey yapılırsa şerefim iki paralık olur.

Evet; gerçekten şerefi iki paralık olurdu. Çünkü devrin adetine göre misafir en makbul şekilde yedirilir, içirilir ve her nevi tehlikeden korunur. Bunu yapamayan biri ise kimsenin yüzüne bakamaz.

Ümmü Hani, babasından kalma kılıcı alarak dışarıda nöbet tutmaya başladı. Usul usul evin etrafında geziniyor.

Yiğit kadın, dışarıda güvenliği temin ederken Sevgili Peygamberimiz, abdest alarak yatısı namazını eda etti ve Rabbine yalvarmaya başladı. Af diliyor; İnsanların iman etmesini niyaz ediyordu. Böylece bir hayli vakit geçti. Yorgunluk beşer kudretinin son sınırlarına gelmişti ve O, bugün en kederli zamanlarından birini yaşıyordu... Uyuya kaldı. Ama kendine has üstünlüklerden biri olarak gözleri uyuyor, kalbi uyumuyor.

Bu eve sığınmak çok mühim.

Bu yorgunluk çok mühim.

Bu uyku çok mühim.

Zira bunlar ilahi merhamete vesile ve tarihin en yüksek vak'alarından biri olan Mirac'a sebep oldu... Peygamberimiz Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) Mustafa sallallahü aleyhi ve selleme bu benzersiz nimeti bahşeden Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ımıza sonsuz hamd olsun...

Peygamberlik vazifesini aldığı andan şu ana kadar senelerden beri büyük bir imtihanda. İnsanlığı hidayete kavuşturmak için tatlanılan yüzlerce, binlerce sıkıntıya başka kim nasıl dayanabilir? O, sallallahü aleyhi ve sellem, muazzam bir sabır, müthiş bir tevekkül ve çelik gibi irade ile dayandı. En aleyhte, en tehlikeli, hatta hayatı pahasına olan şartlarda bile üzerine aldığı büyük vazifeyi asla taviz vermeden ifa etti. bunu ifa ederken de karşılaştığı sıkıntılardan, çektiği çilelerden dolayı en ufak şekilde şikayetçi olmadı. Aksine kendini kusurlu gördü. Rabbinin razasını kazanıp kazanmama hususunda endişelendi; af dilediş insanların saadeti için dua etti. Arkadaşlarını sabra ve en ağır şartlarda bile şükre alıştırdı. Her şeyi ile mücessem İslam ahlakı...

On seneden fazla bir zamandır dayanılmaz meşakkatlere tahammül eden böyle bir Hz.Peygamber(S.A.V.) elbette ilahi mükafaatlara kavuşacaktır.

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teala, Cebrail aleyhisselama buyurdu:

-Sevgili Peygamberim çok üzüldü. Vücudu yaralı, kalbi kırık. Ama o halde dahi düşündüğü tek şey benim rızam. Bu sebeple git Habibimi bana getir. Yolunda olanlara hazırlandığım cennet nimetlerini ve kendisine düşmanlık edenleri bekleyen azapları görsün.. O'nu bizzat ben teselli edecek ve kırık kalbini kendim tedavi edeceğim..

Cenab-ı Hak devam buyurdu:

-Bu geceki taat ve ibadetin Sevgili Peygamberimi davet olsun. kanatlarını cennet takıları ile süsle, hizmet kemerini tak, tacını giy. Melekler, semaları nur ile doldursun; sıdk ve safa nöbetçileri sevinç kösünü çalsınlar. Sekiz cennet tezyin edilsin. Cehennem yumuak ve sakin olsun. denizler ve rüzgar harekesizce dinlesinler.

Nuh, İbrahim, İsa gibi Peygamberlerin ruhları hazır olsun. Yeryüzündeki bütün kabirlerden azab kalksın. İ

İlahi kelam devam ediyor:

-Git cennetten bir burak seç ve Resulüm var selamımı söyle ve davetimi bildir...

Cebrail aleyhisselam, Cennete giderek kırkbin yıldır bu anı bekleyen "Burak" isimli cennet atını buldu. Beyaz renkteki Burak'ın alnında Kelime-i Tevhid yazılı idi... hayvanı alan büyük melek, bir anda Ümmi Hani'nin evine geldi. bu sırada dışarıda bir köşecikte uykuya mağlup olan Ümmi Hani, hiç bir şeyin farkında değil. içeri giren Cebrail, uykuda olan Sevgili peygamberimiz'in önce usulcacık ayak tabanlarını öptü, sonra mübarek ayaklara yüzünü sürdü ve yastığının kenarına ilişti. Cebrail'in kalbi cennet kafurundan ve kanı olmadığı için dudakları soğuktu. bu soğukluk Resulullah'ı uyandırdı. Hatemül Enbiya, uyanır uyanmaz insan şeklinde gelmiş olan vahiy meleğini tanıdı ve zamansız ziyaretinden doayı telaşlandı:

-Ey bütün mahlukların en mabulü!Ey Peygamberlerin Efendisi! Ey Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın Sevgilisi, iyiller menbaı, üstünlükler sebebi, Nebiyyi muhterem. Ziyaretimden dolayı endişeye kapılma! Hak teala'nın Selamı var. Seni davet ediyor. Bu öyle emsalsiz bir nimet ki daha evvel hiç bir Peygambere nasib olmadı. Lütfen kalk gidelim.

Sevgili Peygamberimiz,kalkıp abdest aldı.

Cebrail aleyhisselam, kainatın efendisine nurdan bir elbise, başına yine nurdan bir sarık giydirdi. Beline yakut bir kemer taktı. Ayaklarına bir çift zümrüt nalın verdikten sonra, üzerinde her biri ülker yıldızı gibi ışıldayan dörtyüz incinin takılı olduğu bir asayı takdim etti.

Muhteşem Hz.Peygamber(S.A.V.) ile en büyük melek el ele tutuşarak Kabe-i Şerife geldiler. Her yer ve herkes uykuda; bir yıldızlar uyanık. Sayısız yıldız, oyun için koşturan çocuklar misali cıvıl cıvıl. Ay, güleç yüzlü bir anne gibi yıldızları vakur ve temkinli uzaktan seyrediyor.

Efendimiz, Beytullah'ı yedi defa tavaf ettikten sonra Hatim adlı yerde bir miktar istirahat ettiler.

Cebrail aleyhisselam, burada mahlukatın en iyisini bir kere daha manevi ameliyata tabi tuttu. Efendimizin göğsünü yararak Kalbini çıkarıp zemzem suyu ile iyice yıkayıp ak-pak ettikten sonra bir altun leğen dolusu hikmet ve marifeti o mübarek kalbe boşalttı. Ve göğüs kapatıldı.

Rıdvan aleyhisselam ismindeki cennet meleği ile Mikail aleyhisselam, İsrafil aleyhisselam ve daha yüzlerce melek bu sırada Cebrail aleyhisselama yardım ediyorlardı.

Resulullah hiç bir acı- sızı işitmedi. ameliyat bitince ayağa kalktı. Cebrail, Burak'ı getirdi ve İsra yani gece yolculuğunun bu binekle olacağını meleklerin yol gözlemekte olduklarını haber verdi.

Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhii ve sellem Burak'ı görünce mahzunlaştı ve düşüncelere daldı..

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, Cebrail aleyhisselama nida buyurdu:

-Ey Cebrail sor bakalım! Habibim neden mahzunlaştı.

-Ümmetimi fikrediyorum, dedi en büyük Hz.Peygamber(S.A.V.), ben bu kadar izzet ve ikram görmekteyim, Hizmetime melekler ve cennet atı Burak veriliyor. Uzak mesafeleri bir anda aşacağım. Kıyamet günü ümmetim ne yapacak? Arasat meydanında ve kızgın güneş altında açık baş yalın ayakla elli bin yıl nasıl bekleyecekler; buna nasıl tahammül edecekler ve otuzbin yılda geçilen Sırat köprüsünü onca günühları ile nasıl katedecekler.. Burak'ı görünce bir an bunları düşündüm. Bu sebeple şu en mes'ud zamanda gayri ihtiyari teessüre kapıldım..

Bunun üzerine fermanı ilahi nazil oldu;

-Ey Habibim üzülme! Sana gönderdiğim gibi yolunda giden müminlerin kabirlerine de Burak yollayacağım; Mahşer'e Burak'la gelecek ve Sırat'ı bununla geçecekler. Habibimin ümmeti binlerce senelik zamanı sadece bir ân olarak yaşayacaklar ve hiç bir sıkıntı çekmeyecekler.

Resulullah, Burak4a bindi. Hayvan o kadar hızlı gidiyordu ki bir adımda varılmaz uzaklıktaki ufuklar geride kalıyor. Resullulah, bir ara hayvanı idare için dizginlerini çekecek olduysa da Cebrail aleyhisselam:

-Zahmet etme. O, bu iş için hususi vazifelidir. Gideceği yeri bilmektedir, dedi. İsra/gece yolculuğu esnasında dört ayrı yerde durarak namaz kıldılar. İlk durak Medine-i Münevvere oldu.

Cebrail:

-Burası, Medine şehri, dedi. Yakında buraya göçeceksiniz.

Sonra, Musa aleyhisselam Cenab-ı Hak ile konuştuğu Tur-i Sina'da ve İsa aleyhisselamın doğum yeri Beyt-i Lahm'da namaz kıldılar ve Mescid-i Aksa'ya geldiler; Yani Kudüs'e. Cebrail aleyhisselam, Burak'ın yularını parmağı ile deldiği kayaya bağladı. Bazı Peygamberlerin ruhları insan şeklinde olarak Mescid-i Aksa'da hazırdı. Nur yüzlü, huzur bakışlı, Sevgili Peygamberimiz, nir yüzlü çiçek gülüşlü Peygamberler tarafından karşılanıyor. Cemaatle namaz kılmak için imam olması evvela Âdem aleyhisselama teklif edildi, özür diledi ve Sevgili Peygamberimiz varken imamlık yapmasının mümkün olmadığını beyan etti. Nuh aleyhisselamdan imamlığa geçmesi rica edildi. İnsanlığın ikinci babası da aynı mazereti bildirdi.

İkinci en üstün Hz.Peygamber(S.A.V.) İbrahim Halilullah'a "Siz buyurun" dendi; aynı bahaneyi ileri sürdü. Hazreti Cebrail, Peygamberimize:

-Sen varken kimse imam olmaz, hakikatini arz etti.

Bunun üzerine o mübarek tablo doğdu... Resulullah imam ve bir çok Hz.Peygamber(S.A.V.), bir çok melek cemaat olduğu halde iki rek'at namaz kılınıyor. Öyle bir namaz ki İslam tarihinin, dünya tarihinin belli başlı dönemeç noktalarından biri...

Dünya dünya olalı böyle bir ibadete şahid olmamış.

Namazdan sonra Cebrail, aziz misafire bir bardak cennet şarabı ve bir bardak süt sundu. Hazreti Hz.Peygamber(S.A.V.), sütü tercih buyurdular. Cebrail aleyhisselam memnuniyetini dile getirdi.

-İki cihan saadetini seçtin...

Sonra bir kab su ve bir kab bal getirdiler. Yüksek Hz.Peygamber(S.A.V.) ikisini de kabul buyurdular. Hazreti Cebrail buna da sevindi:

-Bal, ümmetinin kıyamete kadar var olacağına; su da bu seçkin ümmetin günahlarının temizleneceğine işarettir.

...İnsanların en hayırlısı ve Peygamberlerin en üstünü, diğer Peygamberlere veda ederek Cebrail ile birlikte sahra'ya geldiler; burada Miraç "yürüyen merdiven" diyebileceğimiz bir vasıta bekliyordu. Miracın diğer ucu tâ asumanda kayboluyor. Meleklerin kullanmalarına mahsus olan bu merdiveni müminler ölürken görecekler.

Melek ve Hz.Peygamber(S.A.V.) Miraca adım attılar...Ve yükselme başladı. Resulullahın sağında seksenbin, solunda seksenbin olmak üzere yüzaltmışbin melek, ellerinde arz nurundan meş'aleler olduğu halde ilahî yolculuğa eşlik ediyorlar.

Senelerdir kendisi ve arkadaşları en zalim işkencelere maruz kalan Peygamberlerin efendisi, şimdi sabırlarına bir büyük bir benzersiz armağan olarak ilmel yakîn mertebesinden aynelyakîn mertebesine yükseliyordu.

Resulullah, ibirci kat gökte Âdem aleyhisselamı gördü. İlk Hz.Peygamber(S.A.V.), son peygamberi sevgi ile selâmladı ve hayır dualar etti. Ayrıca birinci kat gökte ayakta huşu içinde duran ve "Sübbûhun kuddusün rabbil melâkite verrûh" diyerek Cenab-ı Hakkı anan melekler vardı. Sevgili Peygamberimiz Cebrail'e:

-Bunların ibadeti bu şekilde mi? Diye sordular.

Cebrail:

-Evet, dedi. Bu melekler yaratıldıkları ândan beri bu hal üzredirler ve kıyamet kopuncaya kadar da böyle kıyamda kalacaklardır.

Haberini verdi ve bir tavsiyede bulundu:

-Hak teâlâ'dan bu ibadeti ümmetin için de dilemeni tavsiye ederim.

İşte namazda ayakta duruşumuzun mânâsı. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın Resulü o ibadetten ümmeti için de isteyince bizlere bu nimet nasib oldu.

Peygamberimiz, birinci gökte bazı insanlar gördü ki melekler tarafından suçunun ağırlığına göre çeşitli biçimlerde ceza görüyorlardı. Merak edip Cebrail'e sorunca; bunların mamazda rüku ve secdeleri tam yapmayanlar, Cumayı ve cemaatle namazı terkedenler, zekât vermeyenler, fakirlere acımayanlar, haram yiyenler, emanete hıyanet edenler, gıybet edenler, içki içenler, yalancı şahidlik yapanlar, faiz yiyenler, zina edenler, babasına karşı gelenler olduğunu öğrendi.

Sevgili Peygamberimiz, bu katta bir de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) için namaz kılanları gördü. Neş'e ve sevinç içindeydiler.

Ayrıca bir denizle karşılaştılar. Dağ gibi dalgaları olan sütten daha ak bir suydu. Bunun ne denizi olduğunu Cebrail aleyhisselama sordu, Melek:

-Bu, dedi Hayat Denizi'dir.

-Dünyanın sonunda Hak teâlâ, ölüleri dirilteceği zaman bu denizden dünyaya yağmur yağdıracak ve çürüyüp toz toprak olmuş insanlar, dirilerek ayağa kalkacaklardır.

İkinci kat göğün vazifeli meleği Resulullah'a "merhaba" diyerek hararetle selâmladı. Efendimiz burada Yahya aleyhisselam ile İsa aleyhisselamı gördü. Peygamberimizi karşılayarak kendisi ile müsafeha yaptılar; Cenab-ı Hak'dan müjdeler verdiler.

Bir gurup melek rüku halinde ibadet ediyor ve sürekli o halde bulunuyorlardı. Cebrail, bu melekleri işaret ederek "Bunların ibadeti bu şekildedir. Kıyamete kadar böyle devam edecektir. Sen de Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ'dan ümmetin için bu ibadetten iste" dedi. İşte namazlarımızdaki rükunun sebebi.

......

Mirac üçüncü kat göğe yükseldi. Her semaya girişte olduğu gibi buraya da belli bir merasimle kabul edildiler. Yusuf aleyhisselam bu gökteydi.

Yusuf Hz.Peygamber(S.A.V.) de efendimizi karşılayıp müsafeha etti. Secdeye kapanmış öylece tesbih eden melekler görülüyordu. Cebrail yine hatırlattı "aman bu ibadeti dilemeyi unutma" namazlardaki secdenin hikmeti böylece doğdu...

Mirac, yükselerek yoluna devam etti. Dördüncü göğe geldiler. Bu katın saf gümüşten bir kapısı ve nurdan bir kilidi bulunuyordu. Kilitte la ilahe illallah Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)ün Resûlullah yazılıydı.

İdris aleyhisselam dördüncü katta oturuyordu. Sevgili Peygamberimizi dualarla karşıladı.

Efendimiz burada bir kürsü üzerinde bir melek gördü; meleğin sağında nurani melekler, solunda zulmani melekler bulunuyor ve harıl harıl çalışıyorlardı. Cebrail, Efendimize "İşte Azrail budur" dedi. Büyük meleğin yanına vardılar. Cebaril aleyhisselam, Azrail aleyhisselamı Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın habibine takdim etti. Azrail, yüzünde gülücükler açarak kalkıp Peygamberimizi saygıyla selamladı O'nu övdü:

-Ey Kendisinden daha üstün biri yaratılmamış olan büyük Hz.Peygamber(S.A.V.) merhaba! Hiç şüphe yok ki senin ümmetin de diğer ümmetlerden daha seçkindir. Hatırın için onlara öz anne-babalarından bile fazla acıyarak müşfik davranıyorum.

-Evet, dedi Resulullah. Ben de senden bunu rica edecektim. Ümmetim zayıftır, kendilerine güler yüzle görünmeni ve ruhlarını incitmeden yumuşaklıkla kabzetmeni istiyorum..

Büyük melek, yaptığı açıklama ile kıymetli misafiri rahatlattı:

-Seni kendisine sevgili olarak seçen ve son nebi yapan Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) için haber veriyorum. Cenab-ı Hak, gece ve gündüz yetmiş kere nida buyurarak bana şöyle emretmektedir: "Ümmet-i Muhammedin ruhlarını bedenlerinden kolay ve yumuşak bir şekilde al ve kendilerine nazik davran"... İşte ana-babalarından bile şefkatli muamele etmemin sebebi budur.

Daha sonra Cebrail ile beraber Beytül Mamur denen kızıl yakuttan yapılmış binaya gittiler. Efendimiz, Cebaril aleyhisselamın teklif ve ricası ile imam oldu, yedi kat göğün melekleri de tabi oldular; iki rek'at namaz kılındı. Kalabalık cemaati görünce Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhi ve sellam kalbinden "Keşke ümmetim de böyle büyük cemaatlerle namaz kılabilseler" diye düşündü. Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ bu düşünceyi bir dua olarak kabul buyurdu ve Cuma namazı doğmuş oldu...

Peygamberimizi beşinci kat gökte Harun aleyhisselam karşıladı; selamlaştılar. Buradaki melekler, huşu ile ayakta durmuş sadece ayak parmaklarına bakıyorlardı. Bu ibadet de Resulullahın aşkına namazda müminlere nasib oldu..

Altıncı kata da yine belli usul ve meleklerin sualleri ile yükseldiler. Efendimizi burada Musa aleyhisselam selamladı. Meleklerin büyüklerinden Mikail aleyhisselam da bu gökteydi. Peygamberimizi görünce yanına gelerek saygılarını sundu ve O'nu sevindirici şeyler söyledi:

-Ümmetin gibi hayırlı bir ümmet hiç bir zaman yaşamadı ve onlara nasib olan nimetler de bu güne kadar k imseye lutfedilmedi. Ümmetinin derecesi diğer ümmetlerden yüksektir. Ne mutlu sana tabi olanlara; hayıflar olsun seni sevmeyen ve yolunda gitmeyenlere.

Peygamberimiz Mikail'e teşekkür etti; Cebrail ile birlikte ve yine belli usul ve kaidelerle yedinci kat göğe yükseldiler. İbrahim Aleyhisselam burada idi. Efendimiz selam verdi, selamını aldı ve:

-Merhaba salih Hz.Peygamber(S.A.V.) ve salih evlad, dedi ve şu tavsiyede bulundu; ümmetine söyle temiz ve latif topraklı cennete bol mikdarda ağaç diksinler..

Sevgili Peygamberimiz sordular:

-Cennete ağaç nasıl dikilir?

İbrahim Halilullah:

-Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahü vellahü ekber, desinler buyurdu...

Peygamberimiz, atası İbrahim aleyhisselama veda etti; yanından ayrıldılar.

Cebrail, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ın habibini Sidretül Münteha'ya götürdüler... Sidretül Münteha bir ağaç. Ama ne kadar güzel bir ağaç ki O'nu anlatmaya insan kudreti yetmez.

Cebrail aleyhisselam:

-Vazifem şimdilik buraya kadar. Daha ileriye gidemem. Buradan öteye bir adım atarsam yanar kül olurum...

Dedi ve altıyüz kanadını açarak eski haline döndü. İsrafil aleyhisselam, Resulullah'a hizmet görevini devraldı. Peygamberimizi kanatlarına bindirerek Hicab-ı Azamet'i iletti... Bu bölgede "Refref" adındaki yeşil renkli cennet yaygısı göründü. Refref'in ışığı güneşten daha fazlaydı ve sürekli olarak zik-i ilahi ile meşfuldü... Efendimizi selamladı. Refref'e binen Peygamberimiz, bu binek ile yetmişbin Hicap perdesini ve dolayısıyla Kûrsi, Arş ve Ruh âlemlerini geçtiler. Her perde geride kalırken Resulullah:

-Korkma ya Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.), yaklaş!

Hitabını işitiyordu.

Kâbekavseyn Makamı'na yaklaşırken Refref de daha öteye gidemeyip kayboldu ve inci'den bir at geldi. Sevgili Peygamberimiz Hicab-ı Kibriya'yı bununla geçti. Sonra at yok oldu ve Kâbekavseyn Makamı'nda Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ ile zamansız, mekansız yönsüz, harfsiz, kelimesiz v beş duyunun hiç biri olmadan ve insan idrak ve aklının anlamayacağı şekilde konuştu ve has ismi ile "rüyet" yani Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ'yı görme devleti nasip oldu.

Şanlı Hz.Peygamber(S.A.V.), Rabbinin huzuruna kavuşunca O'nu şu şekilde selamladı:

-Ettehıyyatü lillahi vessalevatü vettayyibât...

Her türlü övgüye layık olan yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh), sevgilisinin selamını şu karşılıkla kabul buyurdu:

-Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtüh..

Bunun üzerine Resulullah, cevap verdi:

-Esselamü aleyna ve alâ ibadillahis salihiyn...

ve yedi kat gökte bulunan melekler bir ağızdan tekrarladılar:

-Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh...

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ dedi ki:

-Ey sevgilim; burada ikimizden gayri kimse olmadığı halde niçin aleyna/bize selam olsun diyorsun?

-Ya ilahi! Gerçi ümmetim bedenen yanımda değiller ama ruhları benimle. Bana selamını lutfederek kötülüklerden uzak tutun. Ahir zaman fitnesine uğramış o müminleri bu imkandan nasıl mahrum bırakabilirim?

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ, Peygamberine iltifat buyurdu:

-Ey habibim! Bu gece benim misafirimsin. Benden dilediğini istemekte serbestsin.

Sevgili Peygamberimiz:

-Ya Rabbi! Ümmetimin günahlarını affını ve şu mirac nimetinden onların da istifade etmelerini talep ederim, diye arz ettiler.

Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)ü teâlâ:

-O halde namaz kılsınlar, buyurdu ve ilave etti. Ey Habibim! Sen cennete girmeyince diğer enbiyadan hiç biri oraya giremez. Senin ümmetin cennete girmeyince de sair ümmetlerin cennete kabulü mümkün değildir.

Ve Bakara suresinin son ayetleri ile çekilen zulüm, işkence ve sıkıntıların bitmek üzere olduğunu müjdeledi. Böylece Âmenerresulü ile araya Cebrail de girmeden vasıtasız olarak; doğrudan doğruya Cenab-ı Hak tarafından vahiy tebliğ ediliyordu.

Sevgili Peygamberimiz, huzuru ilahide beşer aklının eremeyeceği kadar bol ve kıymetli nimet, saadet, hediye, derece ve mertebelere kavuştu.

Meselâ! Mahşer günü kabirden en evvel O'nun kalkmasına izin verilmesi, müminlere şefaat yetkisinin tanınması, cennete herkesden önce O'nun girebilmesi bu ziyaretin, namazdan başka diğer bir kaç ilahi lütfû.

Hakikaten, yüce Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh) Son Peygamberin yaralı kalbini bizzat tedavi etmiş ve hiç bir Nebi ve Resule ihsan etmediği eşsiz bir ikramla O'nu ferahlandırmıştı.

Peygamberimiz, geldiği vasıtalarla tekrar Cebrail'in yanına döndü ve ilahi bir emirle Cebrail aleyhisselam, yaradılmışların en üstününe cennet ve cehennemi gezdirdi.

Zaman olmadığı ve miraç mücizesi ahirette geçtiği için ezel ve ebed bir anda birleşmişti. Bu sebeple O, sallallahü aleyhi ve sellem, son ümmetine kadar bütün müslümanların sonsuz alemdeki hallerini müşahede edebildi. Cennettekiler için sevindi, cehennemdekiler için istiğfar edip af diledi... Sonra Cebrail aleyhisselam ile birlikte ve yine Mirac vasıtasıyla Kudüs'e indiler. Cebaril, Efendimize veda ederek gözden kayboldu.

Sevgili Peygamberimiz, yeniden Burak'a binerek Mekke istikametine uçtu. Giderken yolda karşılaştıkları kervandan bir deve Burak'ın aniden görünmesi ve rüzgarından ürküp yere yıkıldı. Seyyidil Mürselin, Ümmü Hani'nin evine gelince Burak da ayrılıp kayboldu. İçeri giren büyük Hz.Peygamber(S.A.V.) leğendeki abdest suyunun hâlâ çalkalanmakta ve yatağının soğumamış olduğunu gördü. Ümmü Hâni de dışarıda herşeyden habersiz uyuyordu.

Mekke'den Kudüs'e, Kudüs'ten yedi kat göklere; Arş, Kûrsi, Ruhlar âlemi, Kâbekavseyn makamına gitmek; Cennet, Cehennemi gezmek yani Mirac mucizesinin tamamı tek ân içinde olmuştu. Öyle kısa bir zaman ki "ân" bile aslında mânayı ifade etmiyor.

Her şeye muktedir olan Cenab-ı Hak Resulüne uyanık olarak ve dünya gözü ile böyle bir mucizeyi yaşatmıştı.

Recep ayının yirmiyedinci Pazartesi gecesi vuku bulun zamanın zamansızlık noktasındaki bu büyük mucizeyi Resulullah ertesi sabah Kâbe yanına giderek yine risalet görevinin icabı oradakilere anlatıp onları islam dinine çağırmak istedi! Fakat müşrikler, her şeyi akıl ve mantık süzgecinden geçirdikleri için duyduklarından müthiş şekilde şaşırdılar..

Böyle şey olur mu? Mekke ile Kudüs arası bir aylık yol! O ise bir gecede bu kadar yola gidip-geldiğini söylüyor... Kahkahadan karınlarını tuta tuta gülüyorlar. Şamata gürültü diz boyu.

-Amma laf! Bir aylık yolu bir gecede git gel.

-Hz.Peygamber(S.A.V.) ya! Bizi akılsız sayıyor... Yoksa böyle bir sözü nasıl söyler.

-Hadi Ebu Bekr'e gidelim. Efendisinin dediğini haber verelim; bakalım böyle olmayacak bir iddiaya ne diyecek.

-Ebu Bekr akıllıdır, O'nun bir yalancı olduğunu artık kabul eder.

Hazreti Ebu Bekr'in kapısındalar; telaşla kapıyı çalıyorlar. İslamın büyük kahramanı kapıda görünüyor. Soran gözleri müşriklerin üzerinde:

-Hayırdır...

-Şer şer... Bak efendin işi nerelere kadar vardırdı.

-N'olmuş efendime?

-Sen bilirsin; Mekke-Kudüs arası kaç günlük yoldur?

-Bir ayda alınır.

-Yaşşa Ebu Bekr. Ne doğru söyledin.

-Ama Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) ne diyor biliyor musun?

Sevgili Peygamberimizin ismi geçince Ebu Bekr, radıyallahü anh, dikkat kesildi.

-Ne diyor?

-Bu gece, bir anlık zçaman içinde Kudüs'e gidip geldim, diyor.

-Hem sadece Kudüs'e değil; yedi kat göklere de gitmiş güya!.

Beklediler ki kendileri gibi Hazreti Ebu Bekr'de aklın dar kalıplarını aşamasın; ama O, en büyük hürriyetin teslimiyette olduğuna inanıyordu. Cevabı ile müşrikler buzdan hayret heykelleri haline geldi:

-O diyorsa doğrudur!!! Bir ânda gidip gelmiştir...

Müşrik kalabalığı şimdi renklerden renk beğenerek alı al, moru mor olmakla serbestler... Fakat bunlar mahcup olmaktan da nasipsizler, şu dediklerine bakın!

-Bu Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.) sandığımızdan da kuvvetli bir büyücü. Baksanıza daha biz varmadan Ebu Bekr'i kıskıvrak tesirine almış. yoksa saçma bir iddia karşısında böyle konuşur mu?

Üstün faziletler ve yüksek ihlas sahibi büyük sahabi Ebu Bekr radıyallahü anh, efendimiz kapıyı çekerek içeri girdi. Dışarda kalan müşrikler söylene söylene dağıldılar. Biraz sonra Hazreti Ebu Bekr, elbisesini değiştirerek Kâbe-i Şerife geldi. Erişilmez basireti ile Sevgili Peygamberimizin büyük bir mucizeyi yaşadığını anlamıştı. Daha yaklaşırken, gül kokan kelimeler inci dişlerinin arasından ak güvercinler misali uçuşmaya başladı. Bir bayramı kutlayan mümindeki güzelim sevinci yaşıyordu:

-Bugüne kadar ne dediysen doğru dedin. Şimdi de ne diyorsan hep doğrudur. Yarın diyceklerinin doğruluğuna da iman ediyorum. Sen Hz.Muhammed(Allah(Celle Celalüh)ümme salli ala seyyidina ve ala ali muhammed.)ül Eminsin. Sen her bakımdan üstün ve kusursuz bir Hak Peygambersin. Sen, öz canımızdan, ana-babamızdan, evlatlarımızdan dah azizsin. Seni bunlardan bile daha çok seviyoruz. Her şeyimiz uğruna feda olsun. Bizlere senin gibi bir Peygamberi lutfettiği için Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun.

Kelimeler arabçanın mükemmel kudreti ile gürül gürül akıyordu.

Sevgili Peygamberimiz, eşsiz dostu tatlı bir tebessümle dinledi. Ebu Bekr'in sözlerinin kalbine rahatlık verdiği belliydi. O'nun gösterdiği muazzam iman ve tasdiki zayıf inançları yüzünden sarsılan bazı müminleri de toparlamıştı. Müşrikler, Hazreti Ebu Bekr'in sözlerinden iyice sinirlendiler.

-Peki, dediler, sözlerinin isbatı nedir?

Efendimiz,

-Dönüşte bir Kureyş kervanına rastladık. Bir deve Burak'ın rüzgarından ürkerek yere yıkıldı. Başka bir kervanın sularından aldım. Yine yoluma çıkan bir kervandan kaçan bir deveyi tekrar kafileye kattım.

-Hayır! Bunlar kâfi değil! İnanmıyoruz! Bize Mescid-i Aksa'yı anlatacaksın! Müdahaleyi Ebu Cehil yapmıştı.

-Evet Ebu Cehil doğru diyor.

...ve başladılar suallari sıralamaya... Mescid'in kubbesi nasıl, kaç sütunu var, pencerelerinin şekli, sayısı, kapısı, binanın rengi gibi...

Evet O mübarek Hz.Peygamber(S.A.V.) Mascid-i Aksa'ya gitmişti... Bu bir hususi ziyaret değildi... Sonra seyahat gece olmuştu ve en mühimi de bunlar Resulullahın ahlakına aykırıydı. Zira O, edebinden karşısındakinin yüzüne bile bakmazken nerede kaldı ki bir mimar gibi mescidi tedkik buyursun.

Ama O bir Peygamberdi ve kendisini imtihana yeltenen şu insanlara elbette cevabı verilecekti. Cenab-ı Hak ânında Cebrail aleyhisselamı sevgilisinin yardımına koşturdu...

Cebrail, Efendimiz için Mescidül Aksa'nın görüntüsünü yalnızca O'na görünecek şekilde hazır etti.. Görüntüye bakan Peygamberimiz her suale tek tek cevap veriyordu...

Kudüs'e ve Mescidül Aksa'yı çok iyi bilen Hazreti Ebu Bekr, Resulullahın her cevabı üzerine:

-Doğru diyorsun. Senin Hak Hz.Peygamber(S.A.V.) olduğuna bir kere daha iman ediyorum!

Diyerek efendimizi tasdik ediyor, müşriklerinse üzüntüden kan beyinlerine sıçrıyordu.

Sevgili Peygamberimiz son suali de cevaplandırdıgında büyük dostu yine aynı sözü tekrarladı.

Ahir zaman Peygamberi, Ebu Bekr, radıyallahü anh'ın mübarek ve nurlu başına cihanın en değerli manevi tacını oturttular. Zira O, bunu muhteşem imanı ile gerçekten haketmişti:

-Sen Sıddıksın...

Müşrikler ne yaptı? Onlar "Bu işde bir sihir var" diyerek yine iman etmediler. Halbuki İblis, lanetlenmiş bir mahluk olduğu halde bir ânda dünyanın ucundan diğer ucua yetişirken, Allah(Celle Celalüh)(Celle Celalüh)'ın Sevgilisi olan en büyük Hz.Peygamber(S.A.V.) niçin kısa bir zamanda Kudüs'e ve göklere yükselmesin. İnsaf ve mantık damarları dumura uğramış olanların bunu kabul etmesi elbette beklenemez.

Zındıklarla Sıddıklar bir kere daha ayrılıyordu.

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa -> DiNi BiLGiLER Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açabilirsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Sinop Barış fm i Dinlemek için Tıkla.
Arama Özelligi



Arama nedir?Arama nasıl kullanılır?Arama neden önemlidir?Arama kullanmayanların başına ne gelir?Bir oku!!!
DOST SiTELER BÖLÜMÜ
Diyanet isleri baskanligiAyancik com

shadow forumPayLaSiMin Tek YeRi EfLaniForum

Gizemli alemSayenizde Forumu

ws.tc ye üye olmak icin önce okuSinop'lu Sanatçılar Birliği

Sanal krali


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.331