Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Diğer Vakitler

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa -> Namaz vakitleri ve kıble bilgileri
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Sinay_57
Site Sahibi
<font color=blue><b>Site Sahibi


Kayıt: 24 Tem 2007
Mesajlar: 3792
Konum: Alm-Kassel Eğer aşık isen yare,Sakın aldanma ağyare,Düş ibrahim gibi nare,Bu gülşende yanan olmaz.

MesajTarih: 04,11,2007, 17:03:12    Mesaj konusu: Diğer Vakitler Alıntıyla Cevap Gönder

Teheccüd Nemâzı Vakti:

Teheccüd nemâzını zarûret olmadıkca, elden kaçırmamalıdır. [Teheccüd, gecenin [ya’nî, şer’î gurûbdan imsâk vaktine kadar olan zemânın] üçde ikisi geçdikden sonra, kılınan nemâza denir, imsâk vaktinden önce kılınır. Teheccüd, uykuyu terk etmek demekdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” muhârebelerde bile, teheccüd kılardı. Kazâ nemâzları olan, teheccüd zemânında, kazâ nemâzı kılmalıdır. Hem kazâ borcu ödenir, hem de teheccüd sevâbına kavuşur. Teheccüd ve diğer nâfile nemâzların nasıl kılınacakları (İslâm ahlâkı) kitâbımızda yazılıdır.] Birkaç gece kalkınca, artık âdet olur, uyanırsınız. Teheccüd ve sabâh nemâzlarına uyanmak isteyen, yatsıyı kılınca hemen yatmalıdır ve gece, boş şeylerle uykusuz kalmamalıdır. Teheccüd zemânında tevbe, istigfâr etmek, Allah C.C.ü teâlâya ilticâ etmek, yalvarmak, günâhlarını düşünmek, ayblarını, kusûrlarını hâtırlamak, kıyâmetdeki azâbları düşünüp korkmak, Cehennemin sonsuz acılarından titremek lâzımdır. Afv ve magfiret için çok yalvarmalıdır. O zemân ve her zemân yüz kerre (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüv el-hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve ma’nâsını düşünerek söylemelidir. [Azîm, zâtı ve sıfatları kemâlde demekdir. Kebîr, zâtı kemâlde, celîl, sıfatları kemâlde demekdir.] Bunu ikindi nemâzından sonra [tesbîhlerden ve düâdan sonra] yüz def’a okumalıdır. Abdestsiz okunabilir. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, sahîfesinde çok istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!). [H.Z.Muhammed S.A.V. Ma’sûm-i Fârûkî, ikinci cildin 80. ci mektûbunda buyuruyor ki, (Belâlardan, sıkıntılardan kurtulmak için, istigfâr okumak çok fâidelidir ve tecribe edilmişdir. Ölümden başka, her derdden kurtarır. Eceli gelenin de, ağrısız, sıkıntısız ölümüne yardım eder. Her sıkıntıdan kurtaracağı ve rızkı artdıracağı, hadîs-i şerîfde bildirildi. Her farz nemâzdan sonra, bunu üç kerre okumalı ve yalnız (Estagfirullah) diyerek yetmişe temâmlamalıdır).

Derdlerin, belâların gitmesi için, kalb ile istigfâr okumak çok fâidelidir. Çok tecribe edilmişdir. Ölümden başka her derdden kurtarır. [Eceli gelenin de, ağrısız, sıkıntısız ölmesine yardım eder.] Çünki, hadîs-i şerîfde, (İstigfâra devâm edeni, çok okuyanı, Allah C.C.ü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır) buyuruldu. [(Merâkıl-felâh)daki hadîs-i şerîfde, (Her nemâzdan sonra, üç kerre Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etübü ileyh okuyanın bütün günâhları afv olur) buyuruldu.] Bu fakîr [H.Z.Muhammed S.A.V. Ma’sûm] farz nemâzlardan sonra, yetmiş kerre istigfâr okuyorum. Hadîs-i şerîfe uyarak, üç def’a (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyelkayyûme ve etûbü ileyh) okudukdan sonra, gerisinde yalnız (Estagfirullah) diyorum. Bunun ma’nâsı, (Beni afv et Allah C.C.ım!) demekdir.

Se’âdete kavuşmak için, üç şey lâzımdır:

1– Müslimân olmak lâzımdır. Bir kerre (LÂ İLÂHE İLLALLAH H.Z.Muhammed S.A.V.ÜN RESÛLULLAH) diyen müslimân olur.

2– Müslimân olduğunu tanıdıklara ve meleklere bildirmek için, (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh) denir.

3– Kalbi temizlemek ve dünyâda ve âhıretde se’âdete kavuşmak ve derdlerden, belâlardan, hastalıkdan, düşman şerrinden ve sihr, büyü ve cin çarpmasından kurtulmak, ni’metlere kavuşmak için, her müslimânın, her gün kalb ile tevbe etmesi ve bu tevbeyi söylemesi lâzımdır. Bunu söylemeğe (İstigfâr) denir. Çok istigfâr okumalıdır. İstigfâr, (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) veyâ kısaca (Estagfirullah) demekdir.

İSTİGFÂR DÜÂSI:

H.Z.Muhammed S.A.V. Ma’sûm hazretlerinin 2.ci cildi, 80.ci mektûbundaki hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İstigfâr düâsına devâm edeni, Allah C.C.ü teâlâ derdlerden kurtarır ve ummadığı yerden rızklandırır). Bu fakîr, her gün, farz nemâzlardan sonra, üç kerre istigfâr düâsı okuyorum. İstigfâr düâsı, (Estagfirullahel’azîm, ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel kayyûme ve etûbü ileyh)dir.

İstigfâr düâsından sonra, Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn ve ene abdin zâlimin li nefsihî lâ yemlikü li nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Hasbünallah ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm! okunur.

Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecekdir. Her mü’min nefsini tezkiye için, küfrü ve günâhları temizlemek için, her zemân çok (Lâ ilâhe illallah) ve kalbini tasfiye için, ya’nî nefsden ve şeytândan ve kötü arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitâblardan gelmiş olan küfrden ve günâhlardan kurtulmak için, (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) okumalıdır.

Ahkâm-ı islâmiyyeye uyanın düâları muhakkak kabûl olur. İstigfârı ve istigfâr düâsını bütün gece okuyup, uykusuz kalmamalıdır. İstigfârı ve bütün düâları, ma’nâsını düşünmeden, temiz kalb ile söylemezse, yalnız ağız ile söylerse, hiç fâidesi olmaz. İstigfârı ağız ile üç kerre söyleyince, temiz kalb ile de söylemeğe başlar. Günâh işlemekle kararmış olan kalbin söylemesi için, ağız ile çok söylemek lâzımdır. Harâm lokma yiyenin ve nemâz kılmayanın kalbi simsiyâh olur. Böyle kalblerin söylemeğe başlaması için, istigfâr düâsını üç kerre okumak ve sonra 67 kerre istigfâr söylemek, ya’nî (Estagfirullah) demek lâzımdır. Allah C.C.ü teâlâ, (tevbe ve istigfâr edeni severim ve günâhını afv ederim) buyuruyor. Tevbe, günâhı işlediğine pişmân olmak, günâh işlemekden hemen vaz geçmek ve bir dahâ yapmamağa karâr vermek ve afv etmesi için Allah C.C.ü teâlâya yalvarmakdır. Bu dört şeyden biri noksan olan tevbe kabûl olmaz ve günâhı afv edilmez. Tevbeden sonra günâhı tekrâr yaparsa, tevbesi bozulmaz, yeniden günâha girer. Bunun için, ayrıca tevbe etmesi lâzım olur. Hakîkî tevbesi yapılan günâh, muhakkak afv olur. Tevbe yapılmıyan günâh için, Allah C.C.ü teâlâ, dilerse afv eder, dilerse azâb eder.

Alî bin Ebî Bekr, (Meâricülhidâye)de diyor ki, (İstigfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizden haber verilen, (Bir kimse, "Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanürrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî" istigfâr düâsını yirmibeş kerre okursa, odasında, âilesinde, evinde ve şehrinde hiç kazâ, belâ olmaz)dir. Bunu ayrıca her sabâh ve akşam da üç kerre okumalıdır. (Tergîb-üs-salât) 123.cü sahîfesinde yazılı hadîs-i şerîfde (Cum’a günü sabâh nemâzından önce, üç kerre istigfâr düâsını, ya’nî (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel kayyûm ve etübü ileyh) okuyan kimsenin ve anasının ve babasının günâhları afv olur) buyuruldu. Her gün yatınca, (Yâ Allah C.C., yâ Allah C.C., estagfirullah min külli mâ kerihallah) çok okuyup, sonunda bir kelime-i tevhîd okumalıdır.

Duhâ ya’nî kuşluk vakti, hiç olmazsa iki rek’at nemâz kılmak lâzımdır. Teheccüd ve kuşluk nemâzlarının en çoğu oniki rek’atdir. [Nâfile nemâzlarda, gece iki rek’atde, gündüz dört rek’atde selâm verilir.]

Hasen-i Basrî rahmetullahilbârî hazretleri rivâyet ederler ki: Allah C.C.ü teâlâ Tûr-i Sinâda, Mûsâ aleyhisselâma buyurdu ki, (Yâ Mûsâ, benim için ibâdet yap!) Mûsâ aleyhisselâm ise, yâ Rabbî! Sana ne zemân ibâdet yapayım ki, huzûrunda kabûl olunsun? diye arz edince, gecenin yarısında gece nemâzı kılması emr olundu. Nitekim, Müzzemmil sûresinin ikinci âyetinde meâlen, (Gecenin yarısında gece nemâz kıl!) buyuruldu. [Böyle olmakla berâber, (Dürr-ül-muhtâr) beşinci cildde buyuruyor ki, bir sâat ilm öğrenmek [ve öğretmek] geceyi ibâdetle geçirmekden dahâ çok sevâbdır.]

Gece yarısından sonra kılınan teheccüd nemâzı, gündüz kılınan bin rek’atden dahâ fazîletlidir. İki rek’at kazâ nemâzı kılmak da, teheccüd kılmakdan dahâ efdaldir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Gece uyanınca, şu düâyı okuyan, her istediğine nâil olur: “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr sübhanellahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm.)

Seher Vakti:

Seher vakti, gecenin [ya’nî, şer’î gurûbdan imsâk vaktine kadar olan zemânın] son altıda biridir). (Şir’at-ül-islâm) şerhınde diyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Gece seher vaktinde ve nemâzlardan sonra yapılan düâ kabûl olunur) buyuruldu. Düâya hamd ve senâ ve salevât ile başlamak ve sonunda iki avucu yüze sürmek sünnetdir). Bu vaktlerde istigfar etmeği, ağlamağı, Allah C.C.ü teâlâya yalvarmağı ganimet bilmelidir.

Resûl-i ekrem efendimiz buyuruyorlar ki: (Her kim Ramezân-ı şerîf gecesi seher vaktinde kalkıp nemâz kılmakla meşgûl olsa ve ibâdet etmeğe niyyet eylese, kirâmen kâtibîn melekleri derler ki, Hak teâlâ hazretleri sana rahmet eylesin, ömrünü bereketli kılsın! Döşeği dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri senin ayağını sırat üzerinde muhkem eylesin ve selâmet ihsân buyursun. Abdest alınca, su dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri, senin kalbini temiz eylesin! Nihâyet bu kul nemâz kılmağa başlayınca, Hak teâlâ hazretleri azamet-i şâniyle buyurur ki: “Ey benim kulum, ne istersen iste! Dileğini yerine getireceğim.”) [Geceleri ilmihâl öğrenmeli, kazâ nemâzlarını kılıp, bitirmeli, sonra bu nemâzı kılmalıdır.]

(Dürer)de diyor ki: (Seher vaktinde yinilen yemeğe sahûr denir. Sahûru gecikdirmek belki insanın aczini gösterdiği için sünnet olmuşdur. İbâdet, acz ve ihtiyâcı göstermek demekdir.)

Binlerce top ve tüfek, yapamaz aslâ,
Gözyaşının seher vakti yapdığını.

Düşman kaçıran süngüleri, çok def’a,
Toz gibi yapar, bir mü’minin düâsı.

Dühâ (Kuşluk) - İşrak Vakti:

Nehâr-ı şer’înin, ya’nî oruc zemânının dörtde birine, ilmi-i nücûm âlimleri, ya’nî astronomi âlimleri, (Dühâ) vakti diyor. Bu vakt, kerâhet zemânının sonudur. Din âlimleri, bu vakte (İşrak vakti) ya’nî kuşluk zemânının başladığı vaktdir, diyorlar. Dühâ vaktinde güneş merkezinin üfk-ı hakîkîden irtifâ’ı beş derecedir. Alt kenârı, üfk-ı mer’îden bir mızrak boyu irtifâ’ındadır. Dühâ vakti Türkiyede, güneşin tulû’undan (doğuşundan) takrîben 50 dakîka sonradır. Bu iki vakt arasındaki zemân, (Kerâhet zemânı)dır. Dühâ vakti olunca, hergün iki rek’at (İşrak nemâzı) kılmak sünnetdir. Bu nemâza (Kuşluk nemâzı) da denir. Bayram nemâzı da, bu vaktde kılınır. Duhâ ya’nî kuşluk vakti, hiç olmazsa iki rek’at nemâz kılmak lâzımdır. Teheccüd ve kuşluk nemâzlarının en çoğu oniki rek’atdir. [Nâfile nemâzlarda, gece iki rek’atde, gündüz dört rek’atde selâm verilir.]

Kuşluk [Dühâ] nemâzını terk etmemeli! Resûl-i ekrem buyurdu ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Kuşluk nemâzını terk etme! Cennetin bir kapısı vardır ki, ona “Dühâ kapısı” derler. Bu kapıdan yalnız kuşluk nemâzı kılanlar girer.) Her kim kuşluk nemâzını iki veyâ dört rek’at kılarsa, zâkirler zümresine yazılır. Altı veyâ sekiz rek’at kılsa, sıddîklar zümresine yazılır. [Bu vaktlerde kazâ nemâzı kılan, hem borcundan kurtulur, hem de bu sevâblara kavuşur.]

Boğularak, yanarak, garîb, kimsesiz olarak, dıvâr ve enkâz altında kalarak ölenler ve ishâlden, tâ’ûndan [sârî hastalıklardan], lohusalıkda, sar’a hastalığında, Cum’a gecesinde ve gününde, din bilgilerini öğrenmekde, öğretmekde ve yaymakda iken ölenler ve âşık olup, aşkını, iffetini, nâmûsunu saklarken ölenler, zulm ile habs olunup ölenler, Allah C.C. rızâsı için müezzinlik yaparken, islâmiyyete uygun ticâret yaparken, çoluk çocuğuna din bilgisi öğretirken ve ibâdet yapmaları için çalışırken vefât edenler, hergün yirmibeş kerre (Allah C.C.ümme bârik lî filmevt ve fî-mâ ba’d-el-mevt) okuyanlar, Duhâ ya’nî kuşluk nemâzı kılanlar, her ay üç gün oruc tutanlar, yolculukda da vitr nemâzını terk etmiyenler, ölüm hastalığında, kırk kerre (Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü min-ez-zâlimîn) okuyanlar, her gece Yasîn okuyanlar, abdestli olarak yatanlar, devâmlı olarak mudârâ edenler [ya’nî dîni korumak için dünyâlık verenler], gıdâ maddeleri getirip ucuza satanlar, soğukda gusl abdesti alınca hastalanıp ölenler, her sabâh veyâ akşam devâmlı olarak üç kerre (E’ûzü billâhissemî’il’alîmi mineş-şeytânirracîm) ile (Haşr) sûresinin sonunu [Hüvallahüllezî..yi] okuyanlar (Âhıret şehîdi) olurlar. [Hiç harâm lokma yimemiş, (Takvâ ehli) çürümez. Başka sebeble çürümemenin, şehîdlik ile alâkası yokdur.]

Dahve Vakti:

Nehâr-ı şer’înin yarısına (Dahve-i kübrâ) vakti denir. İstanbulda, 13 Ağustosda, fecr vakti, 3 sâat 9 dakîka, gurûb vakti 19 sâat 13 dakîka olduğundan şer’î gündüz müddeti 16 sâat 4 dakîka ve müşterek zemâna göre, Dahve-i kübrâ vakti 8.02+3.09 = 11 sâat 11 dakîka olur. Yaz sâatine göre ise, 12 sâat 11 dakîka olur. Yâhud, gurûb ve imsâk vaktleri toplamının yarısıdır.

Dört mezheb âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki, oruca fecr-i sâdık denilen beyâzlığın, üfk-ı zâhirî hattının bir noktasında ağarması ile başlanır. (Mültekâ) kitâbında buyuruyor ki: (Oruc, fecrin ağarmasından, güneş batıncaya kadar, yimeği, içmeği ve cimâ’ı terk etmekdir. Bir gün evvel güneş batmasından, oruc günü (Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramezân orucuna kalb ile niyyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyyet zemânı da böyledir. Hergün ayrı niyyet etmek lâzımdır. Ramezân orucuna niyyet ederken, Ramezân demeyip, yalnız oruc demek veyâ nâfile oruc demek de câizdir. Dahve-i kübrâ vakti, oruc müddetinin ya’nî şer’î gündüz müddetinin yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir. Bu iki vaktin arasındaki zemân farkı, güneşin tulû’ vakti ile fecr ya’nî imsâk vakti arasındaki zemân farkının ya’nî (Hisse-i fecr)in yarısı kadar dakîkadır.

Ramezânda fecrden evvel niyyet etmiyen kimse, dahveden önce oruc bozacak birşey yaparsa, iki imâma göre, hem kazâ, hem de keffâret lâzım olur. Çünki, niyyet ederek oruc tutmak imkânı mevcûd iken, bu imkânı kaçırmışdır. İmâm-ı a’zama göre ise, yalnız kazâ lâzım olur. Dahve vaktinden sonra yir, içerse, üç imâma göre de, keffâret lâzım olmaz. Yani, ramezân-ı şerîf orucuna niyyet etmenin son vakti, (Dahve-i kübrâ) vaktidir.

İsfirâr-ı şems Vakti:

Güneşin ön [alt] kenârının zâhirî üfuk hattına bir mızrak boyu yaklaştığı, ya’nî merkezinin hakîkî üfukdan 5 derece irtifâ’da olduğu vakte, (İsfirâr Vakti) veyâ (İsfirâr-ı şems Vakti) denir.

İkindi vakti isfirâr vaktine kadardır. İkindi nemâzını güneş sarardıkdan sonra, ya’nî alt [ön] kenârı zâhirî üfuk hattına bir mızrak boyu yaklaşıncaya kadar gecikdirmek harâmdır. Bu vakt, üç kerâhet vaktinin üçüncüsüdür. Fekat ikindi nemâzı bu vakte kalmışsa, mutlaka farzı kılınmalı ve kazaya bırakılmamalıdır.

Üzerindeki gölge ve ziyâlı (aydınlık) kısmları, isfirâr zemânında, çıplak gözle tefrîk (fark) edilemiyecek uzaklıkdaki tepe, o mahallin tepesi değildir. Güneşin batmasındaki kerâhet zemânı, tozsuz, dumansız, berrak bir havada, ziyânın (ışığın) geldiği yerlerin veyâ kendisinin bakacak kadar sararmağa başladığı vaktden batıncaya kadar olan zemân demekdir. Bu zemâna, (İsfirâr-ı şems) zemânı da denir. Bu zemânın mikdârı, İstanbul gibi arzı 41 derece olan mahaller için, 37 dakîka ile 42 dakîka arasında değişmekdedir. Ortalama olarak 40 dakîkadır. Bu zemânın evvel vaktine (İsfirâr-ı şems) veyâ (Kerâhet vakti) denir. Güneş batarken, yalnız o günün ikindisi kılınır. Fekat, ikindiyi isfirâr vaktine gecikdirmek tahrîmen mekrûhdur. Vakt çıkmadan, hanefîde iftitâh tekbîri alınca, mâlikîde ve şâfi’îde ise, bir rek’at kılınca, nemâzı vaktinde kılmış olur. İkindiyi kılarken güneş batarsa, bu nemâz sahîh olur. İşrak vaktleri hesâb edilirken, ihtiyât olarak, Temkin zemânı kadar sonraya alınmış, isfirâr vaktleri değişdirilmemişdir. Ezânî veyâ mahallî veyâ müşterek vasatî zemânlara göre tulû’ vakti ile gurûb vakti toplamından, takvîmde yazılı olan işrak vaktinin temkin noksanı çıkarılınca da, İsfirâr-ı şems vakti olur.

Güneşin batmasındaki kerâhet zemânının son vakti, gurûb (batma) vaktidir. Tahtâvî, (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde diyor ki, (Şemsin (güneşin) gurûb etmesi, üst kenârının üfk-ı zâhirî hattından gayb olduğunu görmek demekdir. Üfk-ı hakîkîden gayb olması değildir). Güneşin üfk-ı zâhirî hattından batması, üfk-ı sathîden gurûb etmesi demekdir. İkindiyi kılamayan, akşamı kıldıktan ve orucunu bozdukdan sonra, tayyâre ile garb (batı) tarafına giderek, güneşi görse, ikindiyi edâ ve güneş batınca akşamı i’âde ve bayramdan sonra orucunu kazâ eder. Tepeler, binalar ve bulutlar sebebiyle zâhirî gurûb görülemeyen yerlerde, gurûb vaktinin şarktaki tepelerin kararmasıyla anlaşılacağı hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Yani, gurûbu göremeyenler için gurûb, şark (doğu) tarafındaki tepelerin kararmasıdır. O mahallin en yüksek yerinde bulunanların gördükleri zâhirî gurûbdur. Yani, şer’î üfukdan olan gurûbdur. Gurûbu göremeyenler için (Şer’i gurûb) vaktinin mu’teber olduğu, (Mecma’ul-enhür) ve şâfi’î (El-envâr li-a’mâlil ebrâr) kitâblarında da bildirilmekte olup, hesâb ile bulunur.

İştibâk-i nücûm Vakti:

Akşam nemâzı, şemsî ve şer’î gecenin başlaması ile birlikde başlar. Akşam nemâzının vakti, şafak kararıncaya, ya’nî garbda, iki imâma ve diğer üç mezhebe göre, kırmızılık gayb oluncaya veyâ İmâm-ı a’zama göre, bundan iki derece sonra, beyâzlık gayb oluncaya kadar devâm eder. Akşam nemâzını, vaktin evvelinde kılmak sünnetdir. (İştibâk-i nücûm) vaktinden, ya’nî yıldızlar çoğaldıkdan, ya’nî güneşin arka kenârının üfk-ı zâhirî hattı altına on derece irtifâ’a indikden sonraya bırakmak harâmdır. Bu vakt ile gurûb vakti arasındaki zemân, İstanbul gibi, arzı 41 derece olan mahaller için, bir senede, 53 ile 67 dakîka arasında değişmekdedir. Hastalık, seferî olmak, hâzır ta’âmı yimek için, yıldızlar çok görülünceye kadar gecikdirilebilir.

Gecenin Üçde Biri Vakti:

Cemâ’at ile öğle nemâzını, yazın sıcakda geç, kış günleri ise, erken kılmak müstehabdır. Akşam nemâzını her zemân erken kılmak müstehabdır. Yatsıyı, şer’î gecenin üçde biri oluncaya kadar geç kılmak müstehabdır. Gecenin yarısından sonraya bırakmak tahrîmen mekrûhdur. Mâlikîde de yatsıyı fecre kadar kılmak sahîh ise de, şer’î gecenin üçde birinden sonra kılmak günâhdır. Bu gecikdirmeler, hep cemâ’at ile kılanlar içindir. Evinde yalnız kılan, her nemâzı vakti girer girmez kılmalıdır.

Gece Yarısı Vakti:

Yatsı nemâzının vakti, İmâmeyne göre, işâ-i evvelden, ya’nî garbdaki zâhirî üfuk hattı üzerinde kırmızılık gayb oldukdan sonra başlar. Diğer üç mezhebde de böyledir. İmâm-ı a’zama göre, işâ-i sânîden, ya’nî beyâzlık gayb oldukdan sonra başlar. Şer’î gecenin sonuna, ya’nî Fecr-i sâdıkın ağarmasına kadardır. [Güneşin üst kenârı, zâhirî üfukdan 17 derece irtifâ’a inince kırmızılık, 19 derece inince, beyâzlık gayb olur.] Şâfi’î mezhebinde yatsı nemâzının âhır vakti, şer’î gecenin, ya’nî gurûb ile fecr-i sâdık arasındaki zemânın yarısına kadar diyenler vardır. Yatsıyı, şer’î gecenin yarısından sonra kılmak, bunlara göre câiz değildir. Hanefîde ise, mekrûhdur. Öğle ve akşam nemâzlarını iki imâmın bildirdiği vaktlerde kılamıyan, kazâya bırakmayıp, İmâm-ı a’zamın kavline göre edâ etmeli, bu takdîrde, o gün ikindi ve yatsı nemâzlarını da, İmâm-ı a’zama göre kılmalıdır.

Kerâhet Vaktleri:

NEMÂZ KILMASI TAHRÎMEN MEKRÛH, YA’NÎ HARÂM OLAN ZEMÂN ÜÇDÜR: Bu üç vakte, (Kerâhet zemânı) denir. Bu üç vaktde başlanan farzlar sahîh olmaz. Nâfileler sahîh olursa da, tahrîmen mekrûh olur. Bu üç vaktde başlanan nâfileleri bozmalı, başka zemânlarda kazâ etmelidir. Bu üç vakt: Güneş doğarken, batarken ve Nısf-ün-nehâr dâiresi üzerinde, [zevâl vaktinde] ya’nî gündüz ortasında ikendir. Burada, güneşin doğması, üst kenârının zâhirî üfuk hattından görünmeğe başlayıp, bakamıyacak kadar parlamasına ya’nî (Dühâ vakti)ne kadar olan zemândır. Dühâ vaktinde güneş merkezinin üfk-ı hakîkîden irtifâı beş derecedir. Alt kenârı üfk-ı mer’îden bir mızrak boyu irtifâındadır. Dühâ vakti, güneşin tulû’undan (doğuşundan) Türkiyede takrîben 40 dakîka sonradır. Bu iki vakt arasındaki zemân, ya’nî tulû’ ve dühâ vaktleri arasındaki zemân, (Kerâhet zemânı)dır. Dühâ vakti olunca, iki rek’at (İşrak nemâzı) kılmak sünnetdir. Bu nemâza (Kuşluk nemâzı) da denir. Bayram nemâzı da, bu vaktde kılınır.

Nemâz vaktleri hesâb edilirken, bir mahaldeki muhtelif yüksekliklerin muhtelif zâhirî üfuk hatlarına göre olan muhtelif zâhirî irtifâ’lar yerine, o mahallin sâbit olan şer’î üfkuna göre şer’î irtifâ’ları hesâba katmak lâzımdır. Buna göre, şer’î zevâl vakti, güneşin ön ve arka kenârlarının, tulû’ ve gurûb mahallerindeki şer’î üfuklardan gâye irtifâ’ında oldukları iki vakt arasındaki zemân olup, o şehrdeki temkin zemânının iki misli bir zemândır. 1 mayısda, İstanbulda hakîkî zevâl vaktinde güneşin merkezinin hakîkî üfka nazaran gâye irtifâ’ı 49 + 14,92 = 63,92 derecedir. Bu irtifâ’, tulû’ ve gurûb etdiği hakîkî üfuklara göre aynıdır. Bu irtifâ’ için fadl-ı dâir zemânı, H = 0 dakîkadır. Hakîkî zemâna göre hakîkî zevâl vakti, her zemân ve her yerde sâat 12 dedir. Tulû’ mahallindeki şer’î üfka nazaran gâye irtifâ’ına göre şer’î zevâl vaktinin başlaması, 12 den temkin zemânı evveldir. Gurûb mahallindeki şer’î üfukdan olan gâye irtifâ’ına göre şer’î zevâl vaktinin bitmesi, hakîkî zevâl vaktinden Temkin zemânı sonradır. Ya’nî, İstanbul için şer’î zevâl vakti, hakîkî sâat 12 den 10 dakîka evvel başlar. Müşterek zemâna göre şer’î zevâl zemânının evveli, Ta’dîl-i zemân + 3 dakîka olduğu için, 11 sâat 51 dakîka, sonu 12 sâat 11 dakîka olur. Yaz sâatine göre ise, 13 sâat 11 dakîka olur. Güneşi görmiyenler için, takvîmlerde yazılı olan (Zuhr vakti), bu zemân başlar. Aradaki yirmi dakîkalık zemân, İstanbul için zevâl vakti, ya’nî (Kerâhet vakti) olur.

Güneşin batması, tozsuz, dumansız, berrak bir havada, ziyânın geldiği yerlerin veyâ kendisinin bakacak kadar sararmağa başladığı vaktden batıncaya kadar olan zemân demekdir. Bu vakte (İsfirâr-ı şems) zemânı denir. İşrak vaktleri hesâb edilirken, ihtiyât olarak, Temkin zemânı kadar sonraya alınmış, isfirâr vaktleri değişdirilmemişdir. Nemâzı gündüz ortasında kılmak, ilk veyâ son rek’atinin gündüz ortasına rastlaması demek olduğu, Tahtâvînin (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde ve (İbni Âbidîn)de yazılıdır.

İkindi nemâzının vakti, öğle vakti bitince başlıyarak, güneşin arka kenârı üfk-ı zâhirî hattından batıp, gayb olduğu görülünciye kadar ise de, güneş sarardıkdan sonra, ya’nî alt [ön] kenârı üfk-ı zâhirî hattına bir mızrak boyu yaklaşınca, her nemâzı kılmak ve ikindiyi bu vakte gecikdirmek harâmdır. Fekat ikindi nemâzı bu vakte kalmışsa, mutlaka farzı kılınmalı ve kazaya bırakılmamalıdır.

Güneşin veyâ ziyâsının geldiği yerlerin sararması, merkezinin üfk-ı hakîkîye beş derece irtifâ’a geldiği vakt başlar. Bu vakte (İsfirâr vakti) veyâ (Kerâhet vakti) denir. Bu vakt, üç kerâhet vaktinin üçüncüsüdür. Türkiyede şehrlerde ikindi ezânları, iki imâma göre okunduğundan, ikindi nemâzını, bu ezândan, kışın 36 dakîka, yazın ise 72 dakîka sonra kılmalıdır ki, böylece İmâm-ı a’zama da uyulmuş olur. Arz derecesi 40 ile 42 arasındaki mahallerde, ocak ayından başlıyarak, her ay için 6 dakîka, 36 ya ilâve, kışa doğru temmuz ayından başlıyarak, 72 den tarh edilince, bu aydaki iki asr vakti arasındaki zemân farkı olur.

Kıble Sâati Vakti:

Harîta üzerinde bir şehr ile, Mekke şehri arasında çizilen doğruya (Kıble hattı) denir. Bu hat, kıble istikametini gösterir. Güneş bu hat üzerine gelince, (Kıble sâati) olur. Bu hat ile bu şehrden geçen tûl dâiresi arasındaki zâviyeye (Kıble açısı) denir. Bir şehrin kıble istikameti, tûl ve arz derecelerine tâbi’dir. Şimâl nısf kürede, zevâl vaktinde, güneşin bulunduğu cihet yâhud mahallî zevâlî zemâna ayârlı bir sâat makinesi üfkî olarak yüzü semâya doğru ve akrebi güneşe doğru tutulunca, akreb ile oniki rakamı arasındaki zâviyenin orta hattı [açı ortayı], takrîben cenûbu gösterir. Meyl-i şems ve ta’dîl-i zemân sıfıra ne kadar yakın ise netîce o kadar hassas olur. İstanbulun kıble istikameti iki yol ile bulunur:
1- Kıble açısı ile. 2- Kıble sâati ile.

1- Bir şehrden geçen tûl dâiresinin istikâmetinden, ya’nî cenûb cihetinden Kıble açısı kadar şarkına dönülürse, Kıbleye dönülmüş olur.

2- Güneş senede iki kerre tam Kâ’benin üstüne gelir. Bu günlerde, bütün dünyâda bu ânda (kıble sâati vaktinde), güneşe dönen kıbleye dönmüş olur.

[Kıble cihetini anlamak için, güneş gören bir yere bir çubuk dikilir. Yâhud, bir ipin ucuna anahtar, taş gibi birşey bağlanıp sarkıtılır. O günkü takvîm yaprağında yazılı (Kıble sâati) vaktinde, çubuğun, ipin gölgeleri, kıble istikâmetini, güneşin bulunduğu yer de, kıble cihetini gösterir. Güneş, gölgenin kıble tarafındadır.]

_________________
<font color="blue" size="2"><b>Ayancık Zaviye Köyü Yönetim Ekibi
Site Sahibi :

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

</b></font>
_______________


Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!



<marquee width="400" height="50">
<font color="green" size="4">Merhaba Emege saygı için bir mesaj yazınız! Selam ve dua ile</marquee>
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Ayancık-Zaviye Köyü-Paylaşım Forumu Forum Ana Sayfa -> Namaz vakitleri ve kıble bilgileri Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açabilirsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



DOST SiTELER BÖLÜMÜ
Diyanet isleri baskanligiAyancik com

shadow forumPayLaSiMin Tek YeRi EfLaniForum

Sinop'lu Sanatçılar Birliği Sayenizde Forumu



Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.092